Sudan yol ayrımında

Sudan yol ayrımında

Pazar, 20 Ocak, 2019 - 12:30
Abdullah Utaybi
Suudi Arabistanlı yazar. İslami akımlar araştırmacısı
Sudan, bölgede haber bültenlerinin ana günden maddesine dönüşen geniş ölçekli protesto hareketlerine tanık oluyor.

Sudan’daki gösterilerde özgürlük, adalet ve devrimi sloganları yükseliyor metod olarak geçmişte Arap Baharı olarak bilinen dönem ile benzerlik gösteriyor.

Bu gösterilerde her Cuma günü namazdan sonra başlıyor ve halkın meşru taleplerini dile getiriyor.

Bu gösterilerde de dış güçler perde arkasından oyunlar çevirirken içeride düzenli örgütler yer altı faaliyetler yürütüyor.

Yaklaşık 8 yıl önce yaşanan “Fundamentalist Bahar” sırasında Sudan tam anlamıyla, o zamanlar devrimlerin yaşandığı Arap ülkelerinde siyasal İslam örgütlerini iktidara getirmeyi amaçlayan Obama-Katar-İhvan projesi içerisinde yer alıyordu.

O dönemde Sudan Cumhurbaşkanı başkent Trablus’a giren muhalif Libyalı güçlerin: “Silahlarının ve imkanların bir bölümünün %100 Sudan tarafından sağlandığı”nı söyleyerek bununla övünüyordu.

Bunun öncesinde de Sudan rejimi El Kaide ile ittifak kurmuştu.

Esasında Sudan reijminin sahip olduğu meşruiyetin temeli de İhvan ve diğer fundamentalist örgütler adına yaptığı darbeye dayanmaktadır.

Bunlar çok kısa bir şekilde özetlediğimiz geçmişe ait verilerdir. Peki o zamandan bugüne saman altından hangi sular aktı ya da orada politik ve stratejik alanda bir vizyon değişikliği mi yaşanmaktadır?

Bugün Sudan’da neler yaşandığını anlamak için bu sorulara verilecek cevaplar büyük önem taşımaktadır.

Hartum’dan gelen göstergeler ise aynı zamanda hem “evet” hem de “hayır”a işaret etmektedir.

Resmi netleştirmek ve daha iyi anlamak için her iki cevabı da ayrı ayrı ele alacağız.

Evet diyenler bu görüşlerini verilerde de desteklemektedir.

Örneğin Suudi Arabistan’ın, ABD’nin Sudan ve devlet başkanına uyguladığı yaptırımları hafifletmeye çalışması, birçok kez Sudan devlet başkanını ülkesinde ağırlaması gibi.

Suudi Arabistan’ın bölgedeki en güçlü müttefiği olan BAE’de aynısını yapmıştır.

Bunun sonucunda Sudan Devlet Başkanı, Yemen’de meşruiyeti desteklemek için kurulan “Arap Koalisyonu”na ülkesinin de katılacağını deklare etti. Gerçekten de Yemen’i Husilerin ve İran’ın pençelerinden kurtarmaya çalışan kardeşleri ile birlikte savaşmaları için 1000 kişiden oluşan bir güç de gönderdi. Bu ilk veridir.

Diğeri ise Suudi Arabistan’ın deklare ettiği ve Kızıldeniz’in iki yakasında yer alan Arap ve Afrika ülkelerini bir araya getirmeye çalışan “Kızıldeniz Devletleri Bloğu”na Sudan’ın da katılacağını açıklamasıdır.

Bu blok; Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Sudan ile diğer ülkeleri kapsayan yeni bir ekonomik ve siyasi oluşumdur.

Kuşkusuz bu olay da gözlemcilerin kolayca fark edebileceği önemli bir değişimin habercisidir.

Yine 2014’te Hartum, Sudan’daki İran merkezlerini kapatacağını açıklamıştı. Bu da İran’ın bölgeyi hedef alan projesine, Arap dünyasında İran’ın nüfuzunu ve etksini genişletmesine karşı atılmış önemli bir adımdır.

Bu modelin Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’den sonra  Sudan’a da taşınmasına karşı alınmış önemli bir karardır ve Sudan’ın doğru yolda ilerlediğini göstermektedir.

Hayır diyenlere bakacak olursak onların da görüşlerini bazı verilere dayandırdıklarını görürüz.

Örneğin; Sudan’ın bölgede ciddi bir şekilde yaşanan büyük çatışmalara karşı politikaları ve çatışmaların tarafları ile ilişkileri halen belirsizdir. Sudan her ne kadar ciddi bir şekilde İran’ın projesinden uzaklaşsa da Türkiye, Katar ve İhvan (Müslüman Kardeşler) örgütünün liderlik ettikleri köktenci projeye yönelik ise benzer bir adım atmamıştır.

Bu tehlikeli ve düşman proje ile Sudan devleti arasında uzun bir zamana dayanan ilişki bulunmaktadır.

Dolayısıyla Sudan’ın  bu projeden uzaklaşmak için çok daha cesur ve açık kararlara ihtiyacı vardır. Şimdiye kadar bu gerçekleşmemiştir.

Bu konuda en çok merak uyandıran mesele ise 2017 yılının aralık ayında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Sudan’ın Sevakin adasına düzenlediği ziyaretin ardından Sudan Devlet Başkanı’nın bu adayı belirsiz bir süreye kadar idare etmesi için Türkiye’ye vermesidir.

Bu ada; Kızıldeniz’in karşı sahilinde yer alan Suudi Arabistan’ın Cidde kentinin karşısında yer almaktadır.

Türkiye’nin biri Katar’da diğeri Somali’de olmak üzere bölgede 2 askeri üsse sahip olduğu göz önüne alınırsa bu karardan alınması gereken mesaj nedir?

Türkiye neden Sevakin adasını istemiştir ve Sudan bunu neden kabul etmiştir? Bu karar kimin yararınadır?

Ülkenlerin politik eğilimlerinde farklılıklar olması anlaşılır ve doğaldır. Ama politikada karşı karşıya olunan büyük çatışmalarda bu tür anlaşmazlıklara aynı tolerans gösterilemez.

Örneğin Suudi Arabistan ve Mısır arasında da bazı siyasi anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Ama bu her iki müttefik ülke arasında var olan doğal ve anlaşılır anlaşmazlıklardır.

Hiçbir şekilde iki ülkenin, kendi planları ve stratejileri olan düşman bir projeye karşı yürüttükleri mücadeleye zarar vermemektedir. Ki iki ülke arasındaki bu ilişki; bölgenin tamamını ilgilendiren önemli meselelerde açıkça görülmektedir.

Buradan yola çıkarak Sudan’ın kendisine yönelik bazı şüpheleri ortadan kaldırması gerektiğini belirtmeliyiz.

Yine bu süreçte Sudan-Katar ilişkileri de belirsizdir.

Arap Baharı olarak bilinen dönemde aralarında var olan güçlü ittifak  bozuldu mu?

Sudan bu ittifaktan nihai olarak ayrıldı mı yoksa şu veya bu şekilde içerisinde yer almayı sürdürüyor mu?

Sonuç olarak; ülkelerin stratejileri onların egemenliğini ve bağımsızlığını ilgilendiren bir konudur. Ama bu ilke; dost ile düşmanı ve müttefik ile karşıtı birbirinden ayıran büyük yönelimlerin koruduğu uluslararası ilişkilerde geçerli değildir.

Bu bağlamda cevap verilmesi gerekn başka sorular da bulunmaktadır. En önemlisi de Sudan devletinin istikrarı ile ilgili olandır.

Bu süreçte Sudan devletinin istikrarını korumak için daha iyi bir alternatif var mıdır?

Sudan’da çoğunluğunun demeyelim de bazı siyasi hareketleri şüpheli ilişkilere ve radikal ideolojilere sahip midir?

Bu akımlar Türkiye-Katar’ın radikalizm projesine dahil midir?

Bu sorunun cevabı; içerideki her türlü siyasi hesapları ya da Sudan’da yaşananlara yönelik bölgesel ve küresel hesapları çok etkilemektedir.

Bu soru arkasından bir başka soru getirmektedir ki o da şudur; 2011 yılında bazı Arap cumhuriyetlerinde görülen Fundamentalist Bahar ile bugün Sudan’da yaşananlar arasında büyük benzerlik bulunmaktadır ve metod olarak aynıdır.

Sudan’da da gösteriler Cuma namazından sonra başlamaktadır. Gösterilerin ve söylemlerin şekli aynıdır.

Medya tarafından yoğun bir şekilde takip edilmektedir.

Gösterilerde yükselen sloganlar, sivil bir devlet ve halkın yasal haklarını talep etmektedir.

Aynı şekilde siyasal İslamcı örgütler yine dikkat çekici bir şekilde ortadan kaybolmuş bulunmaktadır.

Mısır’daki gösteriler sırasıda masum kişileri öldüren, güvenlik güçlerine ait binalara saldıran İhvan’ın gerçekleştirdikleri terör saldırılarını herkes hatırlamaktadır.

Bunların en büyük destekçisi yine Türkiye ve Katar’dı.

Bu bağlamda; aynı devletlerin yönetiminde bu kez Sudan’ı hedef alan Fundamentalist Bahar’ın ikinci perdesine mi tanıklık ediyoruz?

Doğal olarak; Sudan halkının meşru taleplerinin yanındayız.

Tüm halklar; meşru haklarını ve bütün eksik haklarını talep etme, adalet talep etme, yolsuzluk ve dikatatörlüğü reddetme, her şekliyle yolsuzluğa karşı çıkma, daha iyi bir yaşam ve geleceğe sahip olmayı talep etme hakkına sahiptir.

Bu bağlamda yazıda yer verdiğimiz soruların hiçbir şekilde bu hakları tartışmadığını ve eleştirmediğini bilakis yaşananları tasavvur etme ve niteleme amacını taşıdığının altını çizmeliyiz.

Sudan uzun bir süredir; onyıllardır iktidarda olan siyasal İslam rejiminin, Hasan Turabi’nin fikirlerinin, ideolojik ve siyasi değişimlerinin, bizzat Turabi’nin itiraf ettiği gizli örgütlerin kendisine yaşattığı kimlik çatışmaları içinde kaybolmuş durumdadır.

Benzer gizli örgütlerin doğası gereği bu örgütler de Turabi’nin ölümü ile sona ermemiştir.

Son olarak Sudan’ın bütün krizlerinden kurtulmasının tek yolu; Arap saflarına dönmesi, mezhepçi ve fundamentalist bütün projelerden vazgeçmesi ve modern bir sivil devlet kurmasıdır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya