Suudi Arabistan’a yönelik eleştiriler hakkında…

Suudi Arabistan’a yönelik eleştiriler hakkında…

Pazar, 20 Ocak, 2019 - 12:00
Drama sanatı, Amerikan halkının ABD yönetimine yönelik güvenini pekiştiren en yaygın araç-gereçlerden birisidir.

Entelektüeller; Beyaz Saray, özel kuvvetler, ordu, istihbarat ve emniyet gibi federal devlet organlarını güçlü ve bazen de süper kahraman olarak betimlediler.

Kültürel araç-gereçler, yönetimin gözünden Amerikan ilke ve değerlerinin özellikle de anti-komünist düşünceyle mücadelenin yayılmasına yardımcı oldu.

Yazarlar, bunu rastgele değil, aksine kapsamlı ulusal bir strateji benimseyen söz konusu devlet organlarıyla tam bir işbirliği yaparak gerçekleştirdi.

Bu strateji, federal yönetime ve federal yönetimin halkı koruma gücüne yönelik güvenini ve ulusal kimliği pekiştiren bir mekanizmayla destekleniyor.

Nitekim devlet organları, Hollywood’da ve çekim stüdyolarındaki drama yazarlarını senaryolarını ve hikâyelerini kaleme aldıkları malzeme ve içeriklerle destekliyor.

Öte yandan drama sanatının diğer araç-gereçleri, fotoğrafın tamamlanması için şaşırtıcı ve dikkat çekici faktörler üzerine yoğunlaşıyor.  

Kapitalist rejimin güzelliklerini yayma ve Avrupa’da komünizmle mücadelenin propagandasını yapma noktasında durum, sadece Hollywood filmleriyle sınırlı kalmayıp edebiyat, sanat, gazete ve medyaya kadar uzandı. Yani kültürel etki, devlet çemberinden çıkarak Amerikan çıkarlarını ve güvenliğini savunmak için ABD yönetimiyle işbirliği yapan yazarlara kadar gitti.

“CIA’in Sanat ve Edebiyat Dünyasına Sızması” başlığıyla “Sasa Post” sitesinde yayınlanan makalede İslam Muhammed şunları dile getirdi:

“ABD hükümeti, Batı Avrupa’da gizli kültürel propaganda programı için büyük kaynaklar ayırdı. Bu propagandanın ana belirtilerinden birisi de yokmuş gibi görünmesidir.

Bu gizli propagandayı istihbarat servisi yani CIA yönetiyordu. ABD, soğuk savaşın kültürel yönüyle ilgilenmek için 1947 yılında CIA’i kurdu.

1950’den 1967’ye kadar Michael Josselson’ın başkanlık ettiği Kültürel Özgürlük Kongresi, bu gizli programın omurgasını oluşturdu. Kültürel Özgürlük Kongresi’nin 35 ülkede bürosu bulunuyordu. Özgürlük Kongresi, önemli kültürel nüfuza sahip 20’den fazla dergi çıkartıyordu. Önemli şahsiyetlerin katıldığı sanat içerikli fuarlar ve uluslararası konferanslar organize ediyordu.

Ayrıca sanatçıları ve müzisyenleri destekliyor ve onlara ödül takdim ediyordu. Kısacası Kültürel Özgürlük Kongresi, Doğu Avrupa’nın entelektüel şahsiyetlerini komünist ve Marksist tutkulardan vazgeçmeye teşvik etmek ve sanata şartsız ve kayıtsız tam bir özgürlük tanıyan Amerikan kültürüne yönlendirmek için kuruldu.”

Milli güvenlik ve ulusal kimlik konusunda yazarlar ve devlet organları arasındaki işbirliği, gizli olmadığı gibi ayıp ve kusur da değildir. Amerikalılar ve Avrupalılar bu konuda masumdur.

Sadece biz Araplar, entelektüelin ülkesi için yönetimle işbirliği yapmasını menfaatçilik olarak görüyoruz.

Suudi yazar Türki el-Hamad, Twitter üzerinden yaptığı bir açıklamada “Meselenin ne olduğuna bakılmaksızın bazıları, yönetime mutlak bir şekilde karşı çıkılarak entelektüel olunacağını düşünüyor.

Bunun yanlış olduğuna inanıyorum. 

Bu, çağdaş Arap aydınının yaşadığı krizin bir parçasıdır.

Bana göre doğru tutum, meselenin kaynağına değil, aksine ortaya atılan meseleye karşı tutumunuzdur” ifadelerini kullandı.

Aramızda entelektüelin yönetimle işbirliği yapmaması gerektiğini düşünenler var.

Çünkü onların iddiasına göre yönetim, halkın düşmanıdır. Bu söylem, demokrasileriyle övündüğümüz ülkelerde mevcut değil.

Bu ülkelerde entelektüel, muhalif bir partinin üyesi olsa bile yönetime kesinlikle düşmanlık etmiyor.

Muhalif partiler, yönetimi desteklediği sürece Arap aydının da aynı şeyi yapması bekleniyor.

Her parti, kendi fikirlerinin ve programlarının propagandasını yapan entelektüellere sahip. Hatta bu partiler iktidara gelseler bile bu davranış menfaatçilik olarak addedilmiyor.  

Arap dünyasında aydının, yönetimin halkın yararı için gerçekleştirdiği herhangi bir çalışmayı ya da başarıyı desteklemesi yasaktır.

Aksi takdirde birileri bunu menfaatçilik olduğunu söyleyecektir. Öte yandan Batılı aydının, kendi yönetiminin gerçekleştirdiği herhangi bir başarıyı övmesine izin veriliyor. Bu da objektif bir davranış olarak addediliyor.

Daha kötüsü de Arap aydını, yönetime karşı sert tutumundan dolayı Batı toplumunu överken yönetime karşı düşmanlığını ise objektif ve tarafsız bir aydın olarak göstermeye çalışıyor.

En büyük felaket de aydın, ülkesindeki iktidarı mutlak bir şekilde eleştirerek kendisini piyasaya sürdüğü zaman Arap aydınlarının krizinin en çirkin yüzü ortaya çıkıyor. Burada Arap aydının tutumu, ülkesiyle ticaret yapmak şeklinde değil ihanet olarak addediliyor.

Söz konusu grup, çatışma köşesine çekilip kendisini savunduğu gibi bu görüş, vatanseverlik ve belirsiz suçlamalar şeklinde değil, Batılı aydının yapmadığı yüz kızartıcı bir tutum olarak görülüyor.

Bunu yapması halinde Batı toplumundan önce Batılı kültürel kesim, söz konusu Batılı aydını kınayacaktır.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya