İran ile anlaşmazlık konusunda farklı görüşler

İran ile anlaşmazlık konusunda farklı görüşler

Cumartesi, 19 Ocak, 2019 - 12:00
Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
Uluslararası kanallarda ve değerlendirme yazılarında yorumcu bazı Arap kardeşlerimiz, Arap-İran ve özellikle Körfez-İran ilişkilerine dair emin bir ses tonu ile konuşuyor. Bu konuya ilişkin söyledikleri özetle şu: En iyi ve bilgece tavır; belki çaba ve para harcayarak Körfezlilerin İran ile uzlaşmasıdır! Farklı şekillerde ve ifadelerle Körfezli bazı analistler de en azından kapalı oturumlarda aynı düşünceyi dillendiriyor. Niyet okuması yapmak istemiyor ve bunu kendime yasaklıyorum; doğrusunu Allah bilir. Ama meseleyi akıl ve mantığı hakem kılarak tartışmaya açmak istiyorum.

Bazıları bu analizden hoşlanmayacak, biliyorum. Bugünün Arapları olarak biz, pek çok meselede ayrışmış durumdayız. İnsanlar bazen siyasi arka planları veya önyargıları, bazen eksik veya sahip olmadıkları bilgiler bazen de can sıkıntısından ötürü görüş ayrılığına düşer. Tüm bunlar yaşanmış ve yaşanması mümkün olan şeyler. Ayrılık, belki de insan tabiatının en belirgin ikinci özelliğidir. Konumuza, en iyisinin Körfez ile İran arasında bir ‘uzlaşma’ olduğu meselesine dönelim. Bu görüşe göre uzlaşma, bölgeyi maskeler ardında gizlenen pek çok şerden uzak tutarmış. Bu söylem, yakın zamanda genel olarak kabul edilecek gibi duruyor!

Ancak her zaman söylendiği gibi ‘şeytan ayrıntıda gizlidir”. Öncelikle bir uzlaşma, nihai hedefe varmak için tarafların ‘uzlaşma sürecine’ girmeyi eşit oranda kabul etmesine bağlıdır. İran ile uzlaşma çağrısı yapan kardeşler, İran tarafının bu süreci başlatmak adına uzlaşma yolunda ilerleyen bir diyaloga veya diplomatik bir tartışmaya girmeyi kabul ettiğine dair bir gerçeklik, bir dayanak veya bir söze sahip mi? Böyle bir şey, önce Rafsancani ardından Hatemi döneminde kısmen denenmiş; ancak ödünsüzlük, nihayetinde ağır basan şey olmuştu!

Arap Körfezi, İran’dan ne istediği konusunda oldukça net; istek maddeleri de kehanetleri değil bilgileri içeriyor. Tutumu ortada: İran’ın Arap komşularının içişlerine karışmaktan vazgeçerek uluslararası sözleşmelerin yükümlü kıldığı uluslararası kanunlara sadık, sorumlu bir ülke olarak hareket etmesi. Basın yer alan bazı haberlere rağmen bu, İran Devleti’nin kesinlikle sağlamadığı bir durum. İran’da ‘iki devlet’ var; birisi diyalog yanlısı ve ‘ılımlı’; diğeri ise iktidar ve yönetim vizyonunu zorla da olsa diğerlerine kabul ettirme heveslisi, ‘devrimci’ bir devlet. Mevcut İran rejiminde daha fazla imkâna sahip olan genellikle ikincisi. Diyaloga yanaşmıyor ve ne yazık ki umut kabarcıkları ile gerçeklik kayaları arasında ayrım yapmıyor.

Sonra bu devrimcinin, ‘mezhepçi’ birçok örtü ile kaplı, kapalı bir siyasi gündemi var. İran ile olan sorunun esası, bazılarının düşündüğünün aksine, ‘mezhep’ kaynaklı olmaktan ziyade siyasidir. Mezhepçi kaba batırılmış bir tür yayılma ideolojisi. Üstten bir bakışa ve misyoner bir eğilime sahip, mutlak bir düşünce.

İslamiyet’teki mezhepsel farklılıklar, mesela Hıristiyanlık dinindeki mezhepsel ve kültürel farklılıklardan çok daha azdır. Hıristiyanlık kültürü, on yıllar boyu devam eden kanlı mezhep çatışmaları atlattı ve nihayetinde Avrupa, bu çatışmalardan kanlı bedeller ödediği bir ders çıkardı. Mezhepsel ve kültürel farklılıklar, genişlemeci çıkarlar ve egemenlik hevesinden arındırılırsa ‘muhabbeti bozmaz’. Aksine içtihat sınırları içerisinde anlaşılıp medeni ve olumlu bir şekilde faydalanılırsa muhabbeti artırır.

Fark şu ki, İran’da iktidarı elinde tutanlar ‘kaybedenlerin kültürünü’ temsil ettiklerini varsayıyor. Söz konusu mağlupları ya da İran devriminin tabiriyle ‘mustazafları’ güçlendirmek gibi bir siyasi projeye sahipler. Bu varsayıma göre, Arap komşularında yaşayan ‘mustazafları özgürleştirmek’ onların boyunlarının borcu. Filistin’in kurtuluşu da buna dahil!

En basitiyle bir yanlış anlama olan bu varsayım, bir kötü niyet içerebilir! Bu kültür, pratik veya ikna edici olmaktan çok folklorik olmaya daha yakındır. Çünkü İran’ın kendi ülkesinde hiçbir işe yaramıyor. Ne birçok İranlı gence iş sağlıyor ne ekonomiyi diriltiyor ne de özgürlükleri genişletiyor. Öyleyse bu projenin komşu ülkelere ihraç edilebileceğini varsaymak gerçekçi bir ihtimalden ziyade bir vehmin takipçisi olmaktır.

Öte yandan mustazafların (ezilenlerin) yanında durma iddiasının en azından akıl sahiplerinin gözünde içi boşaltıldı. İran, Suriye’de acımasız, diktatör bir rejimin yanında durmakla mustazaf Suriye halkının yüz binlercesini öldürdü, şehirlerini yerle bir etti ve milyonlarca mustazafı yurtlarından kovdu. Silahları, adamları ve parasıyla gerçekleştirdiği bu duruş, iddiasının içini boşalttı ve tepkisel bir slogana dönüştürdü. İran bunu Irak’ta da yaptı; Irak halkının tarihini okumaksızın hatta ondan bahsetmeksizin oraya müdahale etti. Saddam Hüseyin kendisini desteklesinler diye Iraklı olmayan pek çok Arap getirerek onlara bol ayrıcalıklar tanıdı. O kadar ki Iraklıların kalpleri öfke ile doldu ve uygun zemin hazırlanınca da onlardan kurtuldu. Rahmetli Falih Abdulcebbar, Sarık ve Efendi adlı önemli kitabında bu durumu ele aldı.

Iraklılar, 2003 yılında Amerikan güçleri Bağdat’a yönelir yönelmez bu Arap Gücü’nün bazı unsurlarına arkadan ateş ettiler! Araplardan nefret ettikleri için değil, Irak’ta egemen olan bir rejimi desteklemekten hoşlanmadıkları için. Bu demek oluyor ki, Irak ulusalcılığı her ne kadar İran’ın varlığı ve etkinliğini ‘hoş görmüş’ gibi görünse de bu müdahaleye karşı gerçek bir ‘direnç’ depolamış. Iraklı bazı siyasi güçlerin bu müdahaleden rahatsız oluşu bizim için göstergedir.  

İran, Yemen ve Lübnan’da da başka şekillerde ama yerli halkın çoğunluğu tarafından hoş karşılanmayan bir müdahale gerçekleştiriyor. Bu konuyu açıklamaya bile gerek yok. Filistinlilerin yanında duruşuna gelince… Bu, bugün sadece sıradan insanlar tarafından bile kabul edilmeyen bir iddiadır. Sadece Tahran'daki İranlı karar vericinin hayal gücünde yaşayan slogan !

İran’ın erginlik çağına erişmesi gecikebilir. Bu gecikmenin öncelikle tüm bileşenleri ile İran halkının başına pek çok sıkıntı açma ihtimali vardır. Bir yandan duygusal yükleme diğer yandan İranlıların geniş bir kesimi tarafından gösterilen direnç devam ederek belki bir patlama evresine varabilir!

Sonra, Körfez Araplarının İran ile bir uzlaşma karşıtı olduğunu düşünen bazılarının söylemleri bugün Körfezlileri şeytan ilan etmeye yolunda ilerliyor. Bakan ama gerçekleri görmeyen ‘âmâ’ dinleyici ve okuyucular, bu önyargılara inanmaktadır. Gerçeği bilenlerse bu gerekçesiz ve Arap meselesinde İranlılar için somut sonuçlar getirmeyen müdahalenin yalnızca kan ve yıkıma yol açtığının farkında. İran’ın siyasi projesinin en iyi tarifi, ‘mantıksal yanılgılara’ sahip bir görünüm şeklindedir. Böylesi bir proje söz konusu iken onunla diyalog kanalı açmak nasıl mümkün?

Sözün özü; şiddetli rüzgârı kontrol edecek bir güce sahip değilsen en azından çadırının sağlamlığından emin olmalısın!

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya