Golan'ın işgalinden kimler sorumlu?

Golan'ın işgalinden kimler sorumlu?

Perşembe, 10 Ocak, 2019 - 12:00
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Hiç şüphe yok ki, eski Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa tarafından Suriye'nin İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri hakkında yapılan “çağrı” önemlidir, zira vatanımızı ve ulusumuzu müdafaa etmiştir.

“Bu Arap ülkesindeki mevcut Rus varlığına rağmen Golan Tepelerinin Yasal statüsünün değişmesi ve İsrail’e ilhak edilmesinin tanınması, yalnızca Rus politikalarının Ortadoğu’daki itibarını tehlikeye atmakla kalmamakta, aynı zamanda bu ülkenin Arap dünyasındaki saygınlığını yitirme olasılığını içinde barındırmaktadır” demişti.

Şunu da unutmamak gerekir ki; 1948’de Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulmasında ABD’nin yanında yer alan Sovyetler Birliği, skandal bir tutuma imza atmıştı.

Rusya Federasyonu'nun bu defa böyle bir adım atacağını ben de sanmıyorum, zira öncelikle çoğu Arap ülkesinde birçok çıkarları var, ikincisi, Müslüman ülkelerle iyi ilişkileri sürdürüyor ve bu ülkeler Rusya’ya Sovyetler Birliği dönemi kadar önem veriyor.

Tam bir Arap milliyetçisi olan Amr Musa’nın temennilerine iştirak etmekle birlikte, büyük ve zeki politikacı olan Amr Musa’nın, Suriye’yi çökertme ve parçalanma noktasına getiren bu sefil rejimin, İsrail işgali de dâhil olmak üzere birçok yabancı işgale neden olduğunu kesinlikle biliyordur.

Elbette, tüm bu işgalleri, kendi ve rejiminin çıkarları olduğu sürece görmezden gelmeye devam edecektir.

Suriye rejiminin Siyonist düşmanın Golan tepelerini işgaline odaklanması formalite gereğidir. İşgal işgaldir, ancak Rejim sanki işgaller arasında fark varmış gibi davranıyor. İranlılar bu Arap ülkesinde mezhepsel yerleşim yerleri kurmamışlar, büyük İslam kahramanı Halid bin Velid'in mezarı da dâhil olmak üzere birçok sahabe mezarını yerle bir etmemişler gibi davranıyor!

5 Haziran 1967'ye şöyle bir geri dönelim.

Cemal Abdunnasır bazı hayal kırıklıklarından kaçmak için başta Ürdün, Suriye ve tabii ki Mısır olmak üzere Araplara bazı kararları dikte ediyordu.

Kısa bir süre devam edebilen Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurması bu türden bir adımdı.

Yemen'e plansız bir şekilde gitti, yıkılmış ve tamamen beceriksiz bir orduyla geri döndü. İsrail’in yıllarca planladığı kaderi bir savaşa girdi. Zira İsrail zaten Sina’dan Süveyş Kanalına kadar, Batı Şeriadan Ürdün Nehri’ne kadar, Golan Tepeleri’nden başkent Şam’ın eteklerine kadar olan yerleri işgal etmenin planlarını yapmıştı.

Nasır, Ürdün ordusunu Mısır silahlı kuvvetlerine ilhak etme ve tek bir komuta altında toplama hususunda Kral Hüseyin'i ikna etmişti.

Abdulmunim Riyad’ın komuta edeceği Suriye ve Irak’ın da dâhil olacağı ortak bir savunma stratejisi konusunda anlaşmaya varmışlardı. FKÖ İcra Kurulu Başkanı olması hasebiyle Filistin Kurtuluş Ordusunun komutanı Ahmed Şukayri komuta kademesine dâhil edildi.

1964'te ünlü Kudüs Konferansı düzenlendi ve o dönem savaşın kapıda olduğu ve bunun kaçınılmaz olduğu gayet iyi biliniyordu.

Kral Hüseyin Kahire’den Ürdün’e, Abdulmunim Riyad ve Ahmed Şukayri ile birlikte döndüğünde, hemen üst düzey Ürdünlü yetkililerle acil bir toplantı yaptı ve onlara savaşa gitmeyi kaçınılmaz kılan bu anlaşmayı sundu.

Bunların arasında anlaşmayı reddeden tek kişi Vasfi Tel’di. Ürdün kralı bunun nedeninin kendisine sorduğunda “Bu savaşa gidersek, Batı Şeria'yı kaybedeceğiz” dedi.

Kral Hüseyin'in cevabı şuydu: "Ama gitmezsek sevgili Ebu Mustafa, hem Doğu hem de Batı Şeria'yı kaybedeceğiz."

Başka bir deyişle, Ürdün rejimi bu durumda düşecek ve ihanet etmekle suçlanacaktı.

Madem Golan Tepeleri hakkında konuşuyoruz oraya yeniden dönelim. Buranın büyük bir stratejik önemi vardır.

Bir tarafı 1948'den beri işgal altındaki Akka, Hayfa ve Nasıra kentlerine dayanıyor.

Ayrıca sınırları Taberiye Gölü ve kuzey Ürdün'e, aynı şekilde Şam’ın ardındaki Cebe’l-Arap ve Süveyda’ya kadar uzanıyor.

Şayet ortada bir komplo yoksa burası bu derece üstünkörü bir planlamayla ve bu kadar kolay kaybedilmemeliydi!

Suriye ordusu, 1949'daki Hüsnü Zaim darbesinden Edib Çiçekli darbesine kadar pek çok darbeye karışmış, adeta harap olmuştu. Darbe yapanlarının çoğunluğu Baasçılardan oluştuğu için bir kısım komutanlar korkudan Mısır’a kaçmışlardı.

Bu arada Nasır yanlısı Casim Alvan’ın 2 Nisan 1962’deki ayaklanması Ayrılıkçı rejim tarafından bastırılmıştı.

1962 ayrılıkçı darbesinin ardından Mart 1963’te ilk Baasçı darbe gerçekleşti.

O zaman tüm bu Baasçı-Baasçı çatışmaları 1966 Şubat hareketine kadar devam etti ve Kasım 1970'te Hafız Esed'in darbesi gerçekleşti.

Burada, Haziran 1967 savaşından birkaç saat önce Suriyeli subayların serbest bırakıldığına değinmek gerekir.

Ancak bu kritik koşullarda ellerinde silah yoktu.

Buradaki esas sürpriz, Hafız Esed'in Savunma Bakanının emirleriyle Kuneytra valisi Abdulhalim Haddam tarafından 'direktifler' konulu bir tebliğ yapılmasıydı.

Golan'ın düşmesinden iki gün önce buranın düştüğünü duyurdu. Bu ilan İsraillilerin kendilerini bile şaşırtmıştı ve bu ilanın arkasında ani bir Suriye askeri planı olduğunu zannettiler.

Burada şunu hemen ifade etmeliyiz ki, bu durumdan yani iki gün önceden böyle bir ilanın yapılacağından o dönemin Arap yetkililerin hiçbirinin bilgisi yoktu ve yalnızca sınırlı sayıda Baas Partisi liderinin haberi vardı.

Suriye ordusunun, İsraillilerle gerçek bir çatışma yaşamadan ve herhangi bir zayiat vermeden geri çekilmesinin nedeni, Suriye Golan tepelerinin kaçınılmaz biçimde düşeceğine dair genel kanaatti.

İsrail’in Şam’ı dahi kuşatabileceğine inanıyorlardı. Devlet kurumlarını ve parti liderlik merkezlerini Humus’a taşımışlardı. Kuneytra ve ön cephede İsrail kuvvetleri ile herhangi bir çatışma yaşanmadı, hiçbir kayıp da verilmedi. Onlara göre gerçek savunma Humus hattında yaşanmalıydı.

Bu nedenle, Kuneytra’nın düşüşüyle ilgili sorumluluk yalnızca Esed ve Kuneytra valisine ait değildi. Elbette tüm Suriye liderliğine ve ayrıca sonuçları önceden net bir şekilde bilinen bir savaşa Arapları sokan ve bu konuda hatalı kararlar veren Cemal Abdunnasır’a aitti!

Şunu da hemen eklemeliyiz ki, şayet Irak ordusu 1973’teki savaşta İsrailliler oraya ulaşmadan saatler önce Şam’a ulaşmamış olsaydı, İsrail ordusu Şam’ı işgal edip Golan Tepeleri’ni tümüyle ilhak etmiş olacaktı.

Irak tankları bu kadar uzun mesafeyi kendi paletlerini kullanarak gelmişlerdi, normalde özel kamyonlarla taşınmaları gerekiyordu.

Bir kez daha vurgulanması gereken husus ise, Suriye’nin Rus müdahalesinden ve İran işgalinden acı çekmekte olduğudur.

Amerikalıların Netanyahu'nun bu teklifine olumlu cevap vermeyeceğine ve Golan tepelerinin İsrail'e ilhak edilmesini kabul etmeyeceklerine dair bir kanaatin olduğunu da burada ifade etmek gerekir.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya