BM Yemen'de: Huzur getirmeyen barış

BM Yemen'de: Huzur getirmeyen barış

Salı, 8 Ocak, 2019 - 09:30
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
2019'da Yemen, bir barış yaşar mı, uzun süredir devam eden krizlerine, silahlı çatışma ve istikrarsızlık haline bir son verir mi?

Yoksa durum değişmeden, olduğu gibi mi kalır?

BM’nin Yemen krizini çözme çabaları bu yıl meyve verir mi, yoksa devam eden savaş için barışçıl bir çözüme ulaşılsa bile, Yemen'in tarihinin doğasıyla alakalı birçok nedenden dolayı Yemen'de kalıcı bir barışa yol açmaz mı?

Yemen'de barışın geleceği için iyimser görüşler sunmak yerine, Yeni Yılın girmesiyle bu soruların sorulması aşırı karamsarlık olarak görünebilir.

Aslında, şayet bir gözlemci bir dizi Arap ülkesindeki BM Genel Sekreteri'nin mevcut elçilerinin sayısını gözden geçirirse, bu ülkelerin BM Genel Sekreteri'nin özel bir temsilcisinin varlığını gerektiren krizler yaşadığını anlayacaktır.

Arap ülkelerindeki BM elçilerinin haritasını gözden geçirdiğimizde Suriye, Libya, Yemen ve Somali'nin öne çıktığını görüyoruz.

Biraz daha ikinci planda kalmış ülkeleri sıralamak gerekirse bunlar da, Irak, Lübnan, Fas ve Güney Sudan’dır.

BM Özel Temsilcilerinin Arap bölgesinde yoğunlaşmasının nedenlerini analiz etmek ilginç sonuçlar ortaya çıkarabilir, zira benzer durumların yaşandığı Asya ve Latin Amerika'da böylesi bir yoğunluk yoktur.

Ayrıca, BM Özel Temsilcilerinin geçmişte ve bugün Körfez Arap Ülkeleri ve Ürdün'de hiçbir çalışma yürütmemiş olması da ilginç bir durumdur.

Yemen krizleri ve buranın peş peşe gelen savaşlarını göz önüne alarak, öncelikle burada kullandığımız savaş kavramını açıklığa kavuşturmalıyız.

Silahlı kuvvetler, kara, hava ve deniz kuvvetlerinin tüm kollarını savaşta kullanarak, anlaşmazlık yaşayan taraflar arasında silahlı çatışma meydana gelmesi kastedilmektedir.

Yemen, BM’nin rolünün olmadığı üç savaşa tanık oldu ve bunlar barışla neticelendi.

Suudi Arabistan ile Yemen Mütevekkili Krallığı arasındaki savaşta, Mayıs 1934'te iki ülke arasında Taif anlaşması imzalandı.

Eylül 1972'de ve Mart 1979'da, Yemen Arap Cumhuriyeti ile Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında iki savaş patlak verdi. BM’nin müdahalesi olmadan, Arap Birliği'nin arabuluculuğuyla barış tesis edilmişti.

Bilindiği üzere 1972 Ekim'inde Kahire'de Birinci Birlik Sözleşmesinin imzalanmıştı.

Arap devletlerinin iki egemen devlet arasındaki çatışmaya son vermek için, temelleri 1972 savaşından hemen sonra atılan bu türden bir birliğin kurulmasını önermeleri gerçekten ilgi çekici ve çarpıcı bir hamledir.

Birliği sağlama müzakereleri tıkandı, 1979 savaşından sonra yeniden başlatıldı, Arap Birliği (AL) Konseyi bunun için Mart 1979'da Kuveyt'te özel bir oturum düzenledi.

Bazıları Mayıs 1990’da Yemen’in güney ve kuzeyi arasında bir birliğin kurulmasıyla, ülkenin güvenlik ve istikrar dönemine gireceğine inanıyordu, ne yazık ki, Birlik Devletinin kurulmasından kısa süre sonra güney ve kuzeydeki iki lider arasındaki çatışmalar yeniden başladı.

Bu, iki eski ülkenin farklı kimliğinden kaynaklanan bir çatışmaydı. BM’nin arabuluculuğu olmaksızın Arap arabuluculuğu devreye girdi, Kral Hüseyin'in himayesinde Ürdün'de Amman Konferansı toplandı, taraflar burada bir araya geldiler ve Şubat 1994'te Amman Anlaşması'nı imzaladılar.

Bu anlaşma, “Anlaşma ve sözleşme belgesi” olarak adlandırılan ve tüm partizan ve siyasi bileşenlerin müzakerelerinde kararlaştırılan maddelerin uygulanmasını öngörüyordu.

Mayıs 1994’te Güney, eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih tarafından kurulan “Anayasal Meşru Kuvvetler "tarafından istila edildi. 1986 yılının Ocak ayında Güney’de meydana gelen güç mücadelesi neticesinde Güney’den Kuzey Yemen’e sürgün edilen onbinlerce kişinin oluşturduğu güçlere karşı mücadele başlatıldı.

Eylül 1962’de İmam el-Bedr yönetiminin devrilmesiyle beraber ‘Yemen Arap Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edildi.

Hemen ardından BM Yemen'e ilk kez müdahale etti ve arabuluculuk rolü üstlendi.

Suudi Arabistan ve Mısır Yemen’deki kendi müttefiklerinden desteklerini çekince, Yemenliler kendi yöntemlerini uygulayarak kendi aralarında uzlaşma sağlamayı başardılar.

İkinci BM müdahalesi ise 1994 savaşında meydana geldi. BM, Butros Gali’nin genel sekreterliği döneminde arabulucu olarak Cezayirli diplomat Lahdar İbrahimi’yi atadı.

Cumhurbaşkanı Salih’in yönetimindeki Yemen hükümetinin, BM’nin, Haziran 1994'te Güvenlik Konseyinin aldığı iki kararın uygulanıp uygulanmadığını izlemek için uluslararası gözlemciler gönderme talebini reddettiği belirtmek gerekir.

Diğer bir mesele de dönemin başbakan vekili Dr. Muhammed Said Attar tarafından BM Genel Sekreteri Butros Butros Gali’ye taahhüt edilen hususların yerine getirilmesinin Yemen hükümetinden talep edilmemesidir.

Bu taahhütlerin en önemlisi, yukarıda belirtildiği gibi Ürdün'de imzalanan "Anlaşma ve Sözleşme Belgesi”dir.

Bu taahhütlerin yerine getirilmemesi, durumun patlaması ve askeri çatışmaların nedenlerinden biriydi.

Elbette burada ortak bir sorumluluktan bahsedebiliriz, zira Yemen hükümeti, güney muhalefetinin liderleri ve BM gerekli adımları atmamışlardır.

Barış ve güvenlik, Birleşmiş Milletlerin 1994 savaşına müdahalesiyle bir süre yürürlükte kaldı, ancak temel sorunlar, Güney Hareketi'nin 2007 yılının başlarında yeniden başlatılmasıyla gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu da Salih rejiminin kırılganlığını ortaya koymuş oldu.

Bir kısmını güneyli komutanların oluşturduğu sistemli bir orduya sahip ve barışçıl bir hareket olmasına rağmen Güney savaşını bir türlü kontrol altına alamadı.

“Güney Hareketi” tecrübesi, Sana’daki öğrenci devrimine örneklik teşkil etti. Şubat 2011’de Salih’in rejimine karşı devrim gerçekleşti ve kendisi iktidardan uzaklaştırıldı.

Körfez girişimi neticesinde Cumhurbaşkanı olarak eski yardımcısı Abdurabbu Mansur el Hadi seçildi. Burada, Yemen halkı ve bölge ülkeleri arasında, Yemen'de güvenlik ve istikrar konusunda yeni bir sayfa açılacağına dair yaygın bir iyimserlik vardı.

Özellikle BM, Yeni Meşruiyet’e destek olmuş, Ulusal Diyalog Konferansına teknik ve pratik yardımda bulunmuş ve Federal Anayasa taslağının hazırlanmasına katkıda bulunmuştu.

Bu defaki rolü 1994'ten niteliksel olarak farklıydı, zira girişimleri sadece barışı sağlamak için değildi. Bilakis eski Genel Sekreter Kofi Annan tarafından icat edilen ve geliştirilen araç ve mekanizmalara göre çalışmaktaydı.

Butros Gali daha ziyade uluslar arasındaki önleyici savaşa odaklanmıştı. Ancak sonraki dönemde, özellikle 21. yüzyılın başında yaygınlaşan iç savaşlar düzeyinde silahlı çatışmalara karşı önleyici savaş üzerinde durulmaya başlanmıştı.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya