Esed’e güvenmek mümkün mü?

Esed’e güvenmek mümkün mü?

Salı, 18 Aralık, 2018 - 09:00
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Doğrusu Beşşar Esed’in; uluslararası şahsiyetlerin, hukukçuların ve liberallerin Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’in Suriye’yi ziyaret etmesinin anlamı hakkında yazacaklarıyla çok da ilgilenmediğini söyleyebiliriz. Her ne kadar Arap Birliği, Afrika Birliği ve Çin ile Rusya gibi ülkeler tarafından reddedilse de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında tutuklama kararı verdiği dünyadaki ilk devlet başkanı olan ziyaretçisinin sahip olmadığı bir meşruiyet ve yasallığı kendisine sağlayamayacağı yönündeki yaklaşımları da önemsemeyecektir. Bu değerlendirmelerden hiçbirinin Suriye’nin hesaplarında bir önemi yoktur. Çünkü benzer alanlarda başkalarının sicili ve işlediği suçlar Suriye rejiminin halkına karşı işlediği suçların yanında küçük kalmaktadır.

Esed için asıl önemli olan; Beşir’in 2011 yılında Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkarılmasından itibaren Şam’ı ziyaret eden ilk Arap lider olmasıdır. Bu bağlamda; Esed’in ziyaret sırasında yaptığı çok kısa açıklamanın Suriye’nin Araplığı düşüncesine odaklanması bu bakımdan anlamlıdır. Esed açıklamasında; Suriye’nin savaş yılları boyunca tüm olanlara rağmen Arap milliyetçiliğine inanmayı ve bağlı kalmayı sürdürdüğünü belirtti. Bu sözlerin anlamı; Arap dünyasının Esed ile ilişkileri normalleştirmesinin bir zaman ve formalite meselesinden ibaret olduğudur. Kendisine karşı başlatılan Suriye devrimi neredeyse 8. yılını doldururken bu Esed açısından büyük bir zaferdir.

Beşir’in Suriye ziyareti de bu gelişmekte olan yönelimin en güçlü işaretlerinden biridir. Bu ziyaretten önce, 2011 yılından bu yana bir ilk gerçekleşip Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halid bin Ahmed Al-Halife’nin Suriyeli mevkidaşı Velid Muallim’le New York’taki BM Genel Kurul Toplantıları kapsamında gerçekleştirdiği görüşme kameralara yansıdığında bu olay medyada büyük bir sansasyon yaratmıştı. Bu görüşmenin ardından Bahreyn Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamada; bu görüşmenin önceden planlanmış bir görüşme olmadığını ama Suriye krizini çözmek isteyen Arap politikalarının bir parçası olduğunu belirtmişti.

BAE’nin bunu başlatan ilk ülke olduğunu söyleyebiliriz. BAE Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş’ın şu açıklaması da bunu desteklemektedir: ”Suriye’nin Arap Birliği’nden uzaklaştırılması kararı bir hataydı. Çünkü bu karar nedeniyle Arap ülkeleri, Suriye’yle ilgili yapılan toplantılardan uzak tutuldular. Bu nedenle Arap ülkelerinin hiçbir politik nüfuzu ve açık bir kanalı kalmamış ve Suriye sorununun çözümü konusunda bir Arap perspektifi sunmamıştır.”

Bu noktada önde gelen bir Körfez yetkilisinin doğrudan bana anlattıklarını da eklemek istiyorum. Bu yetkili; Suriye krizinde yaşanan tüm değişim ve gelişmelerin ardından Arapların 2011 verilerine dayanan bir politika sürdürmemeleri gerektiğini, bir Arap ülkesinin kaderini Rusya, Türkiye, İsrail, İran ve ABD’nin eline bırakmalarının mümkün olmadığını ifade etti.

Tüm bunlar doğru ama geriye tek bir soru kalıyor o da: Esed’e güvenmek mümkün mü? Arap ülkelerinin kendisi ile ilişkileri normalleştirme çabalarını Esed’in politikaları, konumu ve ittifaklarının bir zaferi hatta düşmanlarının hesabını görmeye başlaması için bir yeşil ışık olarak görmeyeceğine güvenilebilir mi?

Bu sorulara kolay ve kesin cevaplar vermek mümkün değildir. Çünkü bu yaklaşım; tüm yönleriyle tehlikelerle dolu ve çok hızlı bir şekilde değişen gelişmelere bağlıdır. Esed ve bazı düşmanlarının Türkiye’nin politikaları karşısında olumsuz bir tutumda birleşmesi; ilişkilerin ortak bir noktada kesişmesinden yola çıkarak minumum düzeyde de olsa ortak bir yönelime ya da ortak Arap çıkarlarına dayanan bir politikaya dönüşmesi için gerekli sağlam zemine sahip olabileceği anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde Sudan’la çok önemli ve gelişmiş ilişkileri olan Türkiye’nin özellikle de Kürtler konusunda Esed’le kendi özel ortak noktalarını bulmaya da gücü yetmektedir.

İç yaptırımlar krizinde boğulan İran; Lübnan, Irak, Pakistan ve Afganistan’dan gelen Şii milis güçleri aracılığıyla Suriye’de hala büyük bir oyuncu ve en yaygın güçtür. Suriye’de “Devrim Muhafızları”na karşı hava saldırılarını dikkatli bir şekilde yeniden başlatan İsrail’in ise İran’a karşı mücadelesinde başta Rus kuralları olmak üzere birçok kurallarla eli bağlıdır. İsrail, İran ile arasında kesin ve son bir karşılaşmanın daha vaktinin gelmediğini hatta savaşın maliyeti nedeniyle bu vaktin hiç gelmeyebileceğini de bilmektedir. ABD ise Suriye’deki misyonunun genişleyerek DAEŞ’ın tasfiyesinden İran ve milisleriyle mücadeleye dönüşmesi nedeniyle tökezlemiş gibi görünmektedir. Aynı şekilde ABD’nin Suriye krizine yönelik tutumunda bir sertleşme olduğu da dikkatlerden kaçmamaktadır.

Rusya; Arap ülkelerinin çıkarlarını ve İsrail’in güvenliğini korumak, İran’ın sahadaki güçlerine duyduğu ihtiyaç ve Türkiye ile stratejik rekabeti gibi dengeleri göz önünde bulunduracak şekilde Suriye’deki pozisyonunu büyük bir hassasiyetle yönetmektedir.

Esed; Suriye toprakları üzerinde var olan tüm bu karşıtlıkları çok iyi bilmektedir. Bu nedenle Esed; bu karşıtlıkların yaratılmasında bizzat rol almış ve aşama aşama ilerliyerek Suriye krizini barışçıl bir devrimden silahlı devrime ve ardından terörle mücadeleye dönüştürmüştür. Bu planının son aşaması ise Suriye’yi tekrar geleneksel oyununa yani coğrafi konumunun ve uluslararası çıkarların kesişme noktasında yer almasının kendisine sağladığı kazanımlardan yararlanma oyununa döndürmektir.

Esed’le olan deneyimimiz bizlere kendisine sunulan bu fırsatı intikam için kullanmaya daha meyilli olacağının işaretlerini vermektedir. Seksenli yıllardan merhum Kral Abdullah bin Abdulaziz’in girişimine kadar geçmişte rejimi kontrol altına almak ve politik krizlerinden çıkmasını sağlamak için azımsanmayacak kadar çok girişimlerde bulunulmuştur. Ama bu girişimler her defasında başarısız olmuştur.

Bugünde farklı veriler karşısında olduğumuzu düşünmemize neden olacak hiçbir şey bulunmamaktadır. Dolayısıyla şu anda atılacak en tehlikeli adım; Esed Suriye’si ile nasıl başa çıkmalıyız sorusuna hızlı cevaplar vermeye çalışmak olacaktır.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya