Tüneller içindeki Lübnan

Tüneller içindeki Lübnan

Salı, 11 Aralık, 2018 - 06:45
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci
 
Siyasi kriz ve hükümeti kurma başarısızlığı, artan mali, ekonomik ve parasal çöküş göstergelerinin ardından Lübnan’ın karşısına bir de “Hizbullah” tünelleri çıktı. Her kriz yaşadığımızda ve siyasi çekişmeler alevlendiğinde Lübnan bir tünele girdi demeyi ve nadiren de olsa üzerimize çözümler yağdığında Lübnan tünelden çıkmaya başladı demeyi alışkanlık haline getirdik.

Bugün zaten tüm bu tüneller içinde kaybolmuş olan küçük vatanımız son olarak,  İsrail’in önceden bilmesine rağmen şimdi açıklamayı seçtiği ve kendisinden sınırsız bir halkla ilişkiler kampanyası yarattığı “Hizbullah” tünellerine girmiş bulunmaktadır.

Gerçekten de ordu radyosuna konuşan eski İsrail Savunma Bakanı Moşe Ya'alon; İsrail hükümetinin tüneller konusunda kamuoyuna yalan söylediğini, Lübnan sınırlarına paralel yerleşim yerlerinde yaşayan ve kazı seslerini duyduklarını söyleyen vatandaşlarının korkularına her zaman inkarla karşılık verdiğini açıkladı. Eski bakana göre hükümetin kamuoyuna yalan söylemesinin nedeni; İsrail’in düşmanı “Hizbullah”ı yanıltmak istemesi, onu kendi gözetimi altında tutmak için tünel inşaatında ilerlemesine izin vererek planlarını değiştirmesini ve kendi gözetiminden uzak yeni stratejiler belirlemesini engellemekti.

İki tünelin bulunduğu ve diğer tünelleri bulmak için araştırmaların devam ettiğine yönelik haberlere eşlik eden İsrail propagandası ve televizyonlarda sergilenen drama, Lübnan’da gelecekte bir savaş çıkması halinde güvendiği askeri varlıkların bir kısmının yıkıldığını kendi gözüyle gören Hizbullah tarafında tam bir sessizlikle karşılandı. Aynı şekilde, özellikle de 1701 numaralı BM kararını uygulamakla yükümlü Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) de Lübnan topraklarından İsrail’e doğru uzanan tünellerin varlığını onaylaması ve bunu Lübnan’ı son derece zor ve zayıf bir konumda bırakan bir saldırı eylemi olarak nitelemesinin ardından Lübnan devleti tarafında da bir telaş ve endişe ile karşılandı.

Son birkaç günde İsrail tarafından yapılan birden fazla açıklama ve yorumların ortaya çıkardığı gibi İsrail bu kampanya ile birkaç hedefi birden gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu hedefleri 5 başlıkta özetleyebiliriz:

1- Kuşkusuz İsrail tüneller sorununu; Lübnan sınırında, özellikle de tartışma konusu olan ve Hizbullah’ın yerin üstünden hem de altından İsrail’e sızmak için kullandığı noktalarda inşa ettiği güvenlik duvarını inşasını sürdürmek için bir gerekçe olarak kullanmak istemektedir.

2- İsrail; BM’nin 1701 numaralı kararının çöktüğünü göstermek, Hizbullah ve İran’la mücadelede yetersiz bir mekanizma olduğunu kanıtlamak istemektedir. Hatta İsrail dolaylı yoldan bu güçleri; gelecekte yaşanabilecek bir savaşa hazırlık olarak askeri yapısını yenilemek ve geliştirmek için Hizbullah’a gerekli alanı sağlamakla suçlamaktadır.

3- Güney cephesine yani Gazze’ye öncelik verilmesi yönünde hükümet içerisinde var olan diğer eğilimlere karşı İran, Hizbullah ve kuzey cephe sorunun daha önemli ve öncelikli olduğunu gösterir şekilde İsrail’in güvenlik ve askeri önceliklerini yeniden düzenlemek. Bilhassa Netanyahu kendisi için büyük bir siyasi bedele mal olsa bile son Gazze çatışmalarını bitirmekte ısrar ederken İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman’ın bu noktada yaptığı çıkış kuzey cephesinde yapılmak istenen bu yeni düzenlemeyi desteklemiştir.

4- İsrail; Suriye’de Rusya’nın baskısı ile karşı karşıya olan İran’ın İsrail ile savaşını Suriye’den Lübnan’a taşımaya hazırlandığını tahmin etmektedir. Bu nedenle İsrail yürütmekte olduğu bu kampanya aracılığıyla İsrail ve uluslararası kamuoyunu ileride bu konuda atacağı adımlara hazırlamayı amaçlamaktadır. Eğer Suriye’de istikrarın gerçekleşmesinin ilk şartı iç savaşı dondurmaksa ikinci şartı da Suriye’deki doğrudan ve dolaylı İsrail-İran çatışmasını dondurmaktır. Bu da İran tarafında Güney Lübnan cephesinin operasyonel olarak etkinleştirilmesinin yeniden gündeme geldiği ve öncelik kazandığı anlamına gelmektedir.

5- Son olarak; İsrail’in bu manevrası Moskova ile yürüttüğü sıcak diyaloğun bir parçası gibi görünmektedir. Zira İsrail geçen eylül ayında Suriye’de bir Rus uçağının düşürülmesi olayından itibaren Suriye’de özgürce hareket etmesini engelleyen ancak son 10 gündür tekrar eskisi gibi hareket etmesine izin veren Moskova ile yoğun görüşmeler gerçekleştirmektedir. Lübnan’ın enerji pazarının geleceğinde en büyük yatırımcılardan biri olan Moskova açıkça belirttiği gibi eğer gerçekten Lübnan’ın istikrarını önemsiyorsa Suriye semalarında İsrail uçaklarının özgürce uçmasının önündeki engelleri kaldırmalıdır. Lübnan’da istikrar istiyorsa buna karşılık Suriye’de İsrail’in özgürce hareket etmesine izin vermelidir.

Yukarıda sıraladığımız 5 başlıkla İsrail’in Lübnan sınırlarındaki hareketlerinin bir mücadelenin sonu değil başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz. Bu mücadele; ABD Başkanı Donald Trump idaresinin liderlik ettiği, Netanyahu hükümeti ile Arap hükümetlerin ise büyük bir coşkunlukla ayak uydurduğu İran ile mücadeleyi genişletmeye bağlı daha geniş kapsamlı bir politikanın içerisinde yer almaktadır. Zira sert yaptırımlarla kuşatılmış olan İran’ın uğradığı zararlara ve saldırılara karşılık başta Hizbullah olmak üzere sahip olduğu etkili araçları kullanması uzak bir ihtimal değildir. Buna bir de İran sınırlarından uzak bölgelerde yeterli büyüklükte bir kaos ve çatışma ortamı yaratmakta başarılı olmasının petrol fiyatlarını yükseltebileceğini de eklemeliyiz. Böylece İran; petrol fiyatlarının düşük seviyelerde kalmasını sağlayarak İran’ın petrol ihracatını sıfırlandırmak gibi zayıf bir dengeye dayanan mevcut yaptırımların izlediği stratejiyi zayıflatmayı amaçlamaktadır.

2018 yılı birçok yönüyle 1981 yılına benzemektedir. 1978 yılında Lübnan’a giren İsrail, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) ortadan kaldırmakta başarısız olmuş ve çok geçmeden 1981 yılında yaşanan küçük çaplı bir savaş ardından yine aynı yılın temmuz ayında FKÖ ile bir ateşkes anlaşması imzalamak zorunda kalmıştı. Bu ateşkes anlaşması nedeniyle İsrail’de dönemin İsrail  başbakanı Menahem Begin’i  hedef alan büyük bir siyasi kampanya başlatılmıştı. Çünkü bu anlaşma ile İsrail ilk kez Filistin Kurtuluş Örgütü’nün tanımıştı. Ardından 1982 yılında Lübnan’ı tekrar işgal eden İsrail, Lübnan’daki FKÖ dönemini sona erdirse de bugün Hizbullah olarak bildiğimiz yeni bir örgütün sahneye çıkmasına neden olmuştu.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya