Çin’in Arap dünyasını hedef alan kalkınma saldırısı!

Çin’in Arap dünyasını hedef alan kalkınma saldırısı!

Perşembe, 6 Aralık, 2018 - 13:30
Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
Pekin Üniversitesi’nin 120. kuruluş yıldönümü ile aynı tarihe denk gelen Çin ve Ortadoğu Bölgesel Kalkınma Konferans’ında Çin, Ortadoğu’da kalkınma ve karşı karşıya olduğu sorunlara ek olarak Arap ülkeleriyle ilişkisine de odaklandı. Çin’in Arap ülkeleri ile ilişkisinin 1949 yılında başladığını söyleyen Eski Çin dışişleri bakanı yardımcısı ve büyükelçi Jiang Fustang, bu ilişkilerin en başından itibaren karşılıklı saygı, destek ve dostluk üzerine kurulduğunu, etkili bir sorun ile karşı karşıya kalmadığını ve bugün daha stratejik bir hale geldiğini belirtti.

Karşılıklı ilişkide ideolojiye yer vermediklerini ifade eden büyükelçi; “Arap ülkelerinin Müslüman Çin’in ise Komünist olmasına rağmen her iki tarafta ilişkilerde karşılıklı saygıya önem vermeyi sürdürdüğü için çelişkilerle karşılaşmadık. Diğer yandan iki ilişkilerin bir başka ortak noktası; bilhassa “vatanın birliği” yani Tayvan sorunu gibi önemli sorunlarda tarafların birbirine verdiği destektir. Arap ülkeleri birleşmiş bir Çin’i destekliyor aynı şekilde Çin’de Arap ülkelerinin temel sorunu yani Filistin davasını desteklemektedir” dedi. Pekin Üniversitesi Rektör Yardımcısı Profesör Gong Xihuang ise Ortadoğu’nun son 7 yılda yaşadığı değişimlerin tüm dünyayı etkilediğini ve Çin’in bu nedenle “Bir Kuşak ve Yol” girişimini önerdiğini söyledi. Ardından Profesör Xihuang sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Çin, Ortadoğu’yu aklına koymuştur. Bu nedenle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping  5 yıl önce bir Marshall planı değil “Bir Kuşak ve Yol” girişimini önerdi ve bu önerisi Ortadoğu ülkeleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Bu çerçevede Moritanya’da Dostluk limanı, Abu Dabi’de Halife limanı inşa edildi. Yine bu çerçevede Mısır en büyük karbon lifleri ihracatçısı haline geldi. Ayrıca Mısır’da uydu projeleri de gerçekleştirildi.” İki taraf arasındaki işbirliğinin ikili temele ve karşılıklı adımlara dayandığını, gelecek dönemlerde ise karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak istediklerini kaydeden Profesör Xihuang; “Ortadoğu dengeli bir şekilde istikrara ulaşma ve reformları gerçekleştirmeyi umuyor. Çin ise sorunları alevlendirilmek değil çözmeye yardımcı olmak isteyen bir ülkedir. Çünkü barış ağacının gıdası kalkınma olduğuna inanmaktadır. Barış otomatik bir şekilde gerçekleşmeyecektir. Barışın gerçekleşebilmesi için uzlaşı gereklidir” dedi.

Konferans sırasında, Çinli yetkililerden biri konferansın geçen ağustos ayında gerçekleştirilen oturumuna katılan Kuveyt Emiri Sabah El-Ahmed’in şu sözünü hatırlattı; “Çin tarafının güvenirliğine güveniyoruz.” Aynı yetkili Çin’in her zaman vaatlerini yerine getirdiğini de kaydetti. Büyükelçi Fustang ise nüfusu 400 milyonu aşan ve genç nüfusun oranının ise yüzde 50’yi geçtiği Arap ülkelerinde kalkınma için büyük bir fırsat bulunduğunu, ayrıca bu ülkelerin petrol ve doğalgaz kaynaklarına, doğal zenginliklere ve stratejik bir konuma sahip olduğunu belirterek tüm bunların kalkınma için önemli olan koşulları bir araya getirdiğini ve Çin’in bu ülkelerle daimi bir ortaklık kurmak için hazır olduğunun altını çizdi.

Konferansta Suriye sorununu da ele alındı. Bu bağlamda konuşma yapan Tahran Üniversitesi’nden Muhammed Marandi; ABD tüm radikalleri Suriye’de topladığı için İran’ın Suriye’de bulunduğunu anlattı. Ardından konuşmasına şunları ekledi; “Kral Selman bin Abdulaziz’in son Çin ziyareti sırasında Çin tarafı Kral’a Suudi Arabistan ve İran arasında arabulucuk yapmayı önerdi. İran’ın bunu kabul etti ama Suudi Arabistan reddeti. Daha sonra Çin dışişleri bakanlığında çalışan bir yetkiliye bu haberin doğru olup olmadığını sorduğumda, Çin’in arabulucuk görevini üstlenmeye karşı olmadığını ama  sadece kendisinden istendiğinde bunu yapacağı karşılığını verdi.”

Batı Asya ve Afrika Çalışmaları Vakfı Uluslararsı İlişkiler Bölümü Başkanı Wang Langkong ise Suriye’nin geleceği için bir siyasi yapılanma belirlenmesi ve Beşşar Esed’in yönetimde kalıp kalmayacağını belirleyecek olan bir anayasa hazırlanması gerektiğini kaydetti. Ardından sözlerini şu şekilde sürdürdü:”Esed’in savaş alanında elde ettiği kazanımlar müzakarelerde onun lehine bir durumun oluşmasını sağladı. Suriye çok önemli bir ülke. Bu nedenle Arap Birliği’ndeki üyeliğini tekrar kazanmalı. Suriye krizinin temel sorunu; teröre karşı mücadeleden stratejilerin çatıştığı bir savaşa dönüşmüş olmasıdır”.

Yine Suriye konusunda Ortadoğu Çalışmaları Merkezi Müdür Yardımcısı John Alterman; “Suriye’de insani durum çok kötü ve gittikçe de kötüleşmektedir. Türkiye, Ürdün ve Lübnan’dan ise mülteciler konusunda şikayetler yükselmektedir. Aynı şekilde BM’nin finansman ve kaynak eksiği bulunmaktadır” diye konuştu. Ardından konuşmasına şu ifadelerle sürdürdü; “Donald Trump yönetimi sadece bir düşünceyi desteklemektedir. Bizlerin Ortadoğu politikalarımızın da, bu düşünceyi desteklemesini talep etmektedir. Yani İran’ı bölgede yürüttüğü politikadan caydırmak. ABD’nin amacı savaşın sürmesi değil Suriye’de İran’ın rolünün geriletmektir.” BAE Siyaset Merkezi Başkanı Doktor İbtisam El-Ketbi ise; “Suriye’yi Esed değil İran ve Rusya kontrol etmektedir” dedi.  Çin’in neden Esed’in kalmasını tercih ettiği sorulduğunda Çinli katılımcılar; her ülkenin güçlü bir hükümete ihtiyacı olduğunu çünkü zayıf bir hükümetin yeniden inşa sürecinin üstesinden gelemeyeceği karşılığını verdiler.

Arap Körfez Ülkeleri ile Çin arasındaki işbirliği konusunda ise Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi ve Batı Asya ve Kuzey Afrika Ofisi’nden Zhang Jianwei; “Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişki; Çin’in sosyalizm, Körfez ülkelerinin ise monarşiye dayanan bir yönetim şeklini benimsemelerinden doğan farklılıkları çoktan aşmıştır. Çin, uluslararası düzeyde konumunun daha fazla güçlenmesiyle yeni davetler almaya başlamıştır” diye konuştu. Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında yaptığı konuşmayı başta Enformasyon Bakanı olmak üzere 100’den fazla kişinin dinlediğini vurgulayan Zhang Jianwei bu konuşmasında; “Çin,ülkelerin içişlerine karışmamakta ve kalkınma metodlarına saygı duymaktadır. Aynı şekilde Çin ve Körfez ülkeleri arasında karşılıklı çıkarlar bulunmaktadır. Yine Körfez ülkeleri, “Bir Kuşak ve Yol” girişimine karşı olumlu bir tutum benimsemişlerdir. Bu girişimimiz ve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu arasında bir bağ ve koordinasyon bulunmaktadır. BAE’de 200 tane Çince öğreten okul bulunuyor ve yüzölçümü açısından küçük bir ülke olmasına rağmen BAE her yıl milyonlarca Çinli turisti konuk etmektedir” ifadelerine yer verdiğini kaydetti. Konuya ilişkin Doktor İbtisan El-Ketbi ise yılda 3 milyon Çinli turistin BAE’yi ziyaret ettiğini ve Dubai’de 300 bin Çinlinin yaşadığı yorumunda bulundu.

Çinli yetkililer, Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin umut vaad ettiğini ama yine de bazı küçük şikayetlerin bulunduğunu belirttiler. Çok sayıda Çinli turistin BAE’yi ziyaret etmesine rağmen Çin’i ziyaret eden BAE’li turistlerin sayısının çok az olduğunu ve Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki serbest ticaret bölgelerinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade ettiler. Doktor El-Ketbi ise şu karşılığı verdi; “Körfez ülkeleri  stratejik ortaklıklarını çeşitlendirmesi gerektiğine ve artık tüm yumurtalarını tek bir sepete doldurmaması gerektiğine inanmaktadır. Körfez ülkeleri “Bir Kuşak ve Yol” girişimine katılmaları ile bu girişimin önünde yeni ufuklar açmaktadırlar. Çünkü bölgemizin sahip olduğu stratejik konum Çin’e; Körfez, Afrika ve Avrupa pazarlarına açılma fırsatı sunmaktadır. Buna karşılık BAE’de  küresel bir teknoloji merkezine dönüşmek için Çin’in deneyimlerinden faydalanmak istemektedir”.

Türkiye’de bu konferansa katılma fırsatını kaçırmadı. SETA Vakfı’ndan Ufuk Ulutaş, ülkesinin stratejik konumundan fazlasıyla istifade ettiğini ama ABD’nin Türkiye’yi Rusya’nın kucağına ittiğini düşünmediğini belirtti. Bu sözlere karşılık bir Çinli yetkili, Çin’in İstanbul-Ankara demir yolu hattının inşasını gerçekleştirdiğini, Çinli şirketlerin İstanbul’daki son havalimanı inşasına katkıda bulunduklarını hatırlatarak Çin’in kıtaları aşan köprüler inşa etme hazırlığında olduğu bilgisini verdi.

Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nden Kayhan Barzegar ise; “İran ile imzalanan nükleer anlaşma bir dönüm noktasıydı. Başkan Trump’ın anlaşmadan çekilmesi de yine önemli bir dönüm noktasıdır. Dolayısıyla Çin, önünde bulunan bu fırsatı hemen değerlendirmelidir” diye konuştu. Ayrıca İran’ın ABD’nin Körfez bölgesindeki varlığını ulusal güvenliğine bir tehdit olarak gördüğüne ve İran’ın bölge ülkeleri tarafından yeni tehdit unsuru olarak görülmesinin çok daha tehlikeli sonuçlar doğuracağına işaret etti.

Konferans boyunca Çin, ABD ile sorunlarını bir yana bırakıp 5 Arap ülkesi ile enerji alanında işbirliğine ve aralarında Çin’in bulunduğu yükselmekte olan ekonomik güçlere paralel dinamik bir kalkınmayı desteklediğini iddia ettiği “kuşatıcı” girişimlerine odaklandı. Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinin de bu konferansa katılım talebinde bulunduklarını açıkladı. Ayrıca Çin- Arap işbirliğinin geniş bir tabana sahip olduğuna oysa ABD’nin sadece kendi çıkarlarını önemsediğine işaret edildi.

Konferanta; Arap ülkelerinde gerçekleştirilmesi gereken birçok proje bulunduğu sonucuna ulaşıldı. Ama yine de akıllarda şu soru kaldı: Acaba her şey sorunsuz bir şekilde ilerleyebilecek mi?

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya