İlerlemenin çıkmazları

İlerlemenin çıkmazları

Çarşamba, 5 Aralık, 2018 - 14:15
İnsanlığın ilerlemesi, fark edilebilir ve ölçülebilir bir gerçek haline geldi. Bundan dolayı insan, daha uzun yaşamaya, daha sağlıklı olmaya ve daha iyi iletişim kurmaya başladı. Endeksler bu şekilde. Son yıllarda pek çok sorun yaşayan Ortadoğu hariç dünya ülkeleri, belki de uzun süreden beri küresel bir savaş yaşamadı. Açlık azalmaya başladı ve hatta açlık meydana geldiği zaman tüm dünya, bu duruma düşenleri kurtarmak için bir araya geliyor. Devasız hastalıklara meydan okunuyor. Hastalıkların imparatoru olduğu söylenen kanserin türleri bile iyileştirilebilir bir hale geldi ya da hastanın normal bir hayat yaşabilecek şekilde kansere önlem alınmaya başlandı. 

Açıkçası savaşlar, açlık ve hastalıklar azalmaya başladı. Bununla birlikte halklar ve devletler ilerleme kaydetti. Son 20 yılda iki milyar insan, yoksulluk çemberinden çıktı. Bunların çoğu Hindistan ve Çin’den geliyordu. En nihayetinde bunlar ölçülmesi zor duygusal ve subjektif konulardır. Az gelişmiş ülkelerdeki insanın daha mutlu ve daha erdemli olduğuna, sefaletin arttığına ve yoksulluğun ilerlemeden haberdar olmadığına dair henüz bir delil bulunmuyor.

Her halükarda “ilerleme” düşüncesi, iki konu etrafında dönmeye devam edecek. İlki, bir durumdan başka bir duruma geçişi temsil eden ve aynı zamanda çeşitli alanları kapsayan teknolojik gelişmedir. Diğeri ise insanın dünyayı altüst eden büyük değişimlere ayak uydurabilmesi, yerel ve uluslararası kurumlar aracılığıyla bu ilerlemeyi organize edebilmesidir. İlerlemenin meydana gelmesi, uygulanması ve başka bir ilerlemeye geçiş yapılması arasında daima kritik ve zamansal bir boşluk vardır.  

Bu konunun burada açılmasının nedeni, insanlığı zora sokan 3 çıkmazdan kaynaklanmaktadır. Şu ana kadar bu çıkmazdan kurtulmanın herhangi bir yolu bulunmuyor. Her şeyden önce ilerlemenin devam etmesi ve artması, yeryüzünü tehdit etmeye başladı. Aslında bu tür kapsamlı tehdit, türünün tek örneği değildir. Daha önce İngiliz nüfus bilimci Thomas Robert Malthus, nüfus artışının besin kaynaklarının artışını geçerek ardışık biçimde hareket ettiğini ve dolayısıyla da ilerlemenin; savaşların çoğalması, besinlerin azalması ve açlığın yayılması anlamına geleceğini söyledi. Tabi böyle bir şey olmadı. Aksine Çin ve Hindistan gibi ülkeler, kendi içerisinde gıda konusunda uyumlu hale geldi. Hatta bu ülkeler, ihracat yapıyor.

Obezite hastalıklarından ve aşırı kilodan ölen insanların sayısı, açlıktan ölenlerin sayısını geçti. 1974 yılında Roma Kulübü, petrol şokuna dayanarak temel doğal kaynakların insanın normal ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede azalıp savaşın çıkacağını ve aynı şekilde insanların ihtiyaçlarının karşılamasında gerileme yaşanacağını söyledi. Bu durumun üzerinden 60 yıl geçti. Bu süre zarfında doğalgazla birlikte petrol üretimi arttı. Yeni enerji türleri ve doğal kaynakların alternatifleri keşfedildi. Bu defa küresel ısınma, yeryüzünü tehdit etmeye başladı. Paris Anlaşması’nın bu sorunu engelleyeceği zannediliyordu. Fakat ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, termal kirliliğin en büyük nedenlerinden birisine dönüşmeye başladı. Dolayısıyla gelişmiş devletler, ilerlemenin sonuçlarına çözüm bulmaktan vazgeçerse ne olacak?

İkinci çıkmaz; meşru ilerleme, insanların sorunlarını çözmeye odaklanıyor. İnsanların gen haritalarının bilinmesiyle birlikte beşeriyetin ilerlemesini engelleyen birçok sorunun çözümü mümkün hale geldi. Sivrisineklerin gen haritalarında değişiklikler yapılarak Afrika’nın birçok bölgesine yayılan malarya (sıtma) hastalığının taşınmasını ya da çoğalmasını engellemek mümkün hale geldi. Bu tür genetik çözümler aracılığıyla tahıllardaki protein oranı ve kuraklığa karşı direnme gücü artırılabiliyor. Aynı yöntemle pek çok kanser türü tedavi edilebiliyor. Zira kanser hücreleri, kemoterapi sonucu yeni biçimlere dönüşüyor.

Hastalıklardan korunmak için insanın gen haritasının yeniden yazılmasının uygun olup olmadığı konusunda insan, çıkmazda bulunuyor. En son bu konuda Çinli bilim insanı He Jiankui, “CRISPR-Cas9” adıyla bilinen teknoloji sayesinde ikiz bebeğin genlerini değiştirerek gen haritalarını yeniden yazdı. Mesele, hastalığa karşı bir tür erken aşı olmaya benziyor. Fakat aslında bu mesele, insan genomu için mümkün olan pek çok değişikliğin ardından insanın insan olarak kalmamasına kapı aralıyor. Bu meseleye karşı uluslararası itirazlar yapıldı. Bundan dolayı Çin hükümeti, bu tür girişimleri askıya alma kararı aldı. Fakat ilerlemenin çıkmazı halen devam ediyor. Çünkü bu defa ilerleme, insanın özüne yaklaştı. Zira insanın ilerlemesi, insanın varlığını yok etme ihtimali taşıyor.

Üçüncü çıkmaz, uluslararası ilişkiler, savaşlar ya da barışlarla güçlü bir bağlantıya sahiptir. İlerlemenin belirli sınırlar içerisinde kontrol edilmesinin mümkün olmadığı değişmeyen tarihi bir gerçektir. İlerleme, bir devletten diğerine geçiyor. Geçiş araç-gereçlerinin geliştiği bir ortamda ilerlemenin bir devletten diğerine intikal etmesi, geçmişe göre daha hızlı meydana gelmeye başladı.

Öte yandan bu geçiş, güç dengelerini değiştiriyor. Yunanlı düşünür ve stratejistin kitabında da geçtiği gibi Thukididis’in tarihi çıkmazı şuydu: Atina’nın güçlenmesi, Sparta’nın Atina’ya saldırı düzenleyip Peloponez Savaşı’na neden oldu. Belki bu, tarihteki en meşhur savaşlardan birisiydi. Şu an ABD’nin, Çin’in hızlı bir şekilde güçlenmesini ve Washington’un uzay, elektronik ve gen alanında kendisinin sonsuza dek üstün olduğunu düşündüğü alanlarda bile Pekin’in hızlı teknolojik gelişmesini göz ardı etmesi mümkün değildir. Tabi Çin’in dünyada en büyük birinci güç olmaya yönelik bir dürtüsü var. Fakat bu dürtü, ABD’de 350 bin Çinli öğrencinin eğitim görmesine yardım ediyor. Bu örencilerin çoğu, ABD’nin üstün olduğu alanlarda ve Harvard, Princeton ve Yale gibi ABD’nin en iyi üniversitelerinde eğitim görüyor. Şu an ABD, Çin’i sanayi casusluğuyla ve bu öğrenciler üzerinden ABD’nin teknolojik bilgilerini ithal etmekle suçluyor. Bunun için Çinli öğrencilerin ABD’ye gelişleriyle ilgili kısıtlamalar getirildi. Buna ticaret savaşını da eklediğimiz zaman Thukididis’in çıkmazı, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, sadece Atina ve Sparta arasında meydana gelen savaşı değil, aynı zamanda Birinci Sanayi Devrimi, Londra’dan Berlin’e intikal ettiği zaman İngiltere ve Almanya arasında meydana gelen savaşı da zihinlere yeniden getiriyor. İkisi de dünya savaşıydı.

Beşeriyetin ilerlemesi karşısında üç büyük çıkmaz bulunuyor: İlki; yeryüzünü, ikincisi; insanın kendisini, üçüncüsü ise; uluslararası düzeni tehdit ediyor. İlerleme düşüncesi, geçmişte yaptığı gibi bu sorunları çözebilir mi?  Her konuda iyimser ve karamsar düşünenler var. Fakat bu, başka bir mesele.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya