Zirvelerde uyuşma meselesi

Zirvelerde uyuşma meselesi

Cumartesi, 1 Aralık, 2018 - 12:30
Fuad Matar
Lübnanlı gazeteci, araştırmacı yazar.
Bu zirve ya da Afrika, İslam dünyası, Araplar veya tüm küreyi ilgilendiren herhangi bir zirve, buluşma için elverişli bir fırsat değilse ve liderler sadece açılış ve kapanış toplantılarında bir araya gelip sonra her biri hızlı koşan atının sırtına binerek ülkesine dönüyorsa ne anladık bu işten?

Bu sözün bağlamı olarak G20 Zirvesi’nin mevcut atmosferi, toplanmanın özüne aykırı bir havaya büründü. Nitekim Başkan Donald Trump, bunu Arjantin zirvesi değil de sanki kendi zirvesi gibi kabul etti. Bir petrol ülkesi olan Venezuela gibi bir OPEC üyesinin, yaklaşık 19 yıl önce 5 kıtanın en önemli ülkelerinin maliye bakanlarının Washington’da düzenlediği bir toplantının sonunda kurulmuş bu topluluğa nasıl üye olmadığını da oldukça garipsedi. Gerçekleştirdikleri o toplantıda bir uyum söz konusuydu. Herkes koridorlarda ve toplantı salonlarında birbiri ile buluşmuş; çoğu, ikili görüşmeler gerçekleştirmiş, bir yakınlık kurulmuştu.

İşte zirvenin özü budur. Oraya geldilerse buluşmak zorundalar. Hatta keskin konumlara ve hırslara sahip olanlar arasındaki buluşma bile uyuşma temeline dayalı olmayıp bir gerekliliktir. Bunun yanı sıra bir zirve veya foruma üyelik, büyük devletin söz sahibi olduğu şeklindeki anlayışa göre hareket etme ve üstünlük taslama sorununu ortadan kaldırır.

Buenos Aires’teki G20 Zirvesi’ne gelenler kendi ülkelerini ilgilendiren sorunlarda eşittirler. Mesela Başkan Trump yönetiminin yaşadığı sorunlar, örneğin Fransa’nın yüzleştiklerinden veya İngiltere’nin AB’den ayrılması meselesinden daha az tehlikeli değildir. Yine aynı şekilde Suudi Arabistan’ın zihninin, 2020 yılında Riyad’da gerçekleşecek G20 Zirvesi’nin her açıdan sıra dışı olmasını isteyen Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Buenos Aires’teki zirvede temsilciliğini yaptığı kalkınma projesinin parıltısını söndürmek için Körfezli kardeşi ve komşusu İran tarafından başlatılan saldırı girişimleri ile meşgul olması da diğerlerinin telaşından farklı değil.

Herhangi bir ülkenin başkanı, eğer meydan okumadan sakınmanın da dâhil olduğu sebeplerden ötürü o rakiple ikili görüşmeden kaçmayı tercih ediyorsa bu veya başka herhangi bir zirveye bizzat katılmadığı için özür dileme hakkına sahip olabilir. Böyle bir durumda ona vekâlet edecek bir temsilci gönderir. Ama bizzat katılmışsa (yani Buenos Aires’teki zirveye) bu zirvenin anlamını daha iyi kavrayabilir, zirvenin (dünya nüfusunun yüzde 65’ini oluşturan) oldukça önemli bu uluslararası topluluğa üye 20 ülkenin nüfusunun ihtiyaçlarını karşılayan sonuçlar çıkarması için iyi bir ruh ve muamele kazandırmak adına elinden geleni yapabilir. Bu topluluk bu zamana kadar 22 toplantı gerçekleştirdi. Koşullar, dünya ülkeleri düzeyinde ekonomik durumun kötü ile daha kötü arasında değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu da yeni zirvenin üstünlük iddiası ve sakıncalardan uzak olmasını ve ikili ilişkilerle zenginleşmesini gerektirir. Katılımcı liderler faaliyetlerini bu amaçla bir gün ya da birkaç saat uzatsa bile bu, koşulları anlama, bu veya şu ülkedeki manevi yaraların tedavisine yardımcı olmayı isteme konusunda görüş birliğine benzer bir durum içinde olduklarını gösterecektir. Ancak bu şartları ele alma konusunda keyfi davranamaz uygunluk arayamazsınız.

Biz Araplar 40’lı yıllarda ve özel olarak 28 Mayıs 1946’daki Enşas Zirvesi, zirve ve görevin köşe taşını oluşturduğunda aydınlatıcı bir deneyim yaşadık. Ev sahibi olan Kral Faruk’un öten kuşlar, çeşmeler ve her tür çiçek ve meyve ağacı ile dolu oldukça yeşil bir çiftlikte yer alan sarayında gerçekleştirdiği bu zirvede, görüş alışverişi için nasıl bir zemin hazırladığına tanık olduk. Bu güzel alış-verişte, saray bahçelerinde yüründüğü esnada konuşmalar üstünlük iddialarından arındırılarak sadeleştirildi. Ardından 10 sene sonra Beyrut’ta, Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesine karşılık olarak İngiltere, Fransa ve İngiltere’nin saldırısına maruz kalan Mısır’ı desteklemek için bir Arap zirvesi düzenlendi. Bu zirve uyuşmadan dolayı değil de görev icabı olduğu için Arap zirvelerinin formülünü üretti. Önce Abdunnasır, 8 sene sonra Kahire’de bir zirve çağrısı ve ev sahipliği yaptı. Sonra bazıları olağanüstü olmak üzere zirve ardına zirve geldi. Daha sonra G20, İslam zirvesi, Körfez zirvesi, Afrika zirvesi ve Bağlantısızlar Hareketi zirvesi gibi dönemsel bir toplantı haline geldi. Bu zirvelerde hiçbir lider diğerine üstünlük taslamadı. Sonuçlarına bakmaksızın bu zirvelerin katılımı ve katılımcılarla lobilerde, koridorlarda veya ikili olarak görüşmeyi zorunlu kılması,  bu zirveleri uyuşma mantığından uzak kıldı. Buna dayalı olarak şu söylenebilir: Katılımcının görevlerinden biri, bu temelde hareket etmektir. Yoksa gelmesin ve katılımcılara üstünlük iddiasından uzak olarak çözüm üretme alanı açsın.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya