Yemen'deki çözüm çabalarına uluslararası ilgi

Yemen'deki çözüm çabalarına uluslararası ilgi

Salı, 27 Kasım, 2018 - 10:30
Muhammed Ali Sekkaf
Yemenli yazar
ABD Savunma Bakanı James Mattis’in Yemen krizi dosyasına dair açıklamalarda bulunması dikkat çekiciydi. Hemen ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Yemen'deki barış görüşmelerinin nerede ve ne zaman yapılacağına dair tamamlayıcı açıklamaları geldi.

Bu Amerikan hamlesi, BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in bölgede istişareler yürüttüğü bir zamanda gerçekleşti. Bu hareketlilik, geçen Eylül ayındaki Cenevre Konferansı'ndan farklılık arz etmektedir. Zira Konferansın tarihinin Eylül ayı başlarında ve Cenevre'de olacağını BM Yemen Özel Temsilcisi belirlemişti ve Husi heyeti o toplantıya katılmamıştı. Bu kez girişim, Ekim ayı sonunda gerçekleştirilen ve İsveç'te 30 gün içinde barış müzakerelerin yapılması çağrısının yapıldığı Bahreyn Güvenlik Konferansının hemen akabinde ABD Savunma Bakanı Mattis'den geldi. Sonradan ise bu görüşmelerin Aralık ayı başlarında yapılacağı açıklandı.

BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ve İngiltere Başbakanı Theresa May, ABD savunma bakanının barış müzakerelerinin yapılması çağrısını desteklediler. Ve İngiltere Dışişleri Bakanı, Riyad, Abu Dabi ve Tahran gibi çatışmanın tarafları ile ilişkili bölge ülkelerinin başkentlerini bu çerçevede ziyaret etti. Bu çeşitli demeçler ve diplomatik hamleler ne anlama geliyor? Neden bu hamle ABD ve İngiltere ile sınırlı kaldı? BM Güvenlik Konseyi'nin diğer daimi üyeleri niçin bunda yer almadı? Yemen krizi, BM Güvenlik Konseyi'nin yetkisi dâhilindedir ve uluslararası barış ve güvenlik anlamına geliyor. Diğer bir ifadeyle bu kriz, BM Güvenlik Konseyi'nin beş ana üyesinden sadece ikisini ilgilendiren bir kriz değildir. Bu rollerin dağılımı konusunda üye ülkeler arasında bir uzlaşı mı var, yoksa daha karmaşık başka nedenlerden dolayı mı bu şekilde gelişti?

ABD Savunma Bakanının Manama'da yaptığı açıklamalar, bu konuyu nispeten açıklığa kavuşturuyor, zira İran’ın Ortadoğu'da, Arap bölgesinde ve Yemen’deki emellerini engellemek için bir “Arap NATO’su” oluşturma projesiyle ABD'nin ilgilendiğini söylemişti. Normal şartlarda Yemen Arap NATO’sunda yer almayacak, ancak İran'ın nüfuzuna karşı Koalisyon Ülkelerinin mücadele etme istekleri ile Amerikan çıkarları uyuşmaktadır. Savunma Bakanı Matisse'nin İsveç'teki barış konferansının toplanmasına ilişkin çağrısı bu durumu gayet güzel açıklıyor. Yemen'e dair Amerikan ilgisi sadece mevcut krizle ilgili değil, 26 Eylül 1962 devrimini tanıyan ilk ülkelerden birinin ABD olduğunu hatırlayalım. Aynı yılın Aralık ayında eski Başkan John Kennedy tarafından tanınmıştır. Eski BM Genel Sekreteri U Thant’ın aldığı bir kararla Nobel Barış Ödülü sahibi Ralph Johnson (1950), Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Yemen Krallığı arasındaki iç savaşa taraf olan Suudi Arabistan ve Mısır’ı tarafsız kılan, 1963 yılının başlarında BM nezdinde imzalanan anlaşmaya gözlemci olarak görevlendirilmişti. Eski Genel Sekreterin diplomasisi, BM Güvenlik Konseyinde karşılaştığı bazı zorluklara rağmen başarılı olmuştu. Özellikle Sovyetler Birliği, BM Genel Sekreterini, Güvenlik Konseyinin kendisine tanıdığı yetkileri aşmakla suçladı.

Şüphesiz, Amerikan desteği, Ralph Johnson'ın rolü, U Thant’ın tutumundaki kararlılık, bu krizin başarı ile atlatılmasını sağladı.

Terörizme karşı savaş, özellikle de 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarından sonra, ABD'nin Yemen'e olan ilgisini ve çeşitli seviyelerdeki varlığını artırdı. İngilizlerin buradaki rolünün birçok nedenleri var, bunlardan biri de ABD ile olan işbirliğidir.

İngiltere, 1962 yılında Sana’da gerçekleşen rejim değişikliğini, Aden ve Arap Güney'indeki mevcudiyetinden (sömürge) dolayı, tanıyan ülkelerden biri değildi. Eylül devriminin, güney ve Yemen'deki Nasirileri güçlendirdiğini düşünüyordu. Şimdi ise, İngiltere'nin 23 Haziran 2016 referandumundan sonra Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı ile (Brexit) İngiltere'nin ABD ile daha kalıcı ilişkiler içine gireceği düşünülebilir, ya da daha doğrusu ABD ile olan samimi ve geleneksel ilişkilerine geri dönmesi beklenebilir. ABD’nin “Arap NATO’su” oluşturma projesinde İngiltere de yer alacaktır, zira Brexit, bu türden bir tutumu kolaylaştırmaktadır. Emmanuel Macron’un, Angela Merkel ve diğer avrupa ülkeleri ile beraber yürütmeye çalıştığı Avrupa ordusu oluşturma projesi –ki ABD karşı çıkıyor- Fransa’yı Yemen krizinin dışına iterken İngiltere’yi de dâhil etmektedir.

Bu nedenle, Yemen’e has ABD-İngiliz konsensüsü ve BM Güvenlik Konseyi düzeyinde almış oldukları roller daha iyi anlaşılmaktadır. ABD, Amerikan barış politikasının (Pax Americana) gerektirdiği bir tutum izliyor ve tamamen Amerikan vizyonu çerçevesinde hareket ediyor.

Yemen krizi etrafındaki bu Anglo-Amerikan hamleleri karşısında, çarpışan Yemen taraflarının tutumu ne olacak?

BM Güvenlik Konseyi'nin diğer beş üyesinin pozisyonları ne olacak?

Stockholm konferansı Aralık ayı başlarında yapılacak mı yoksa yapılmayacak mı?

Konuya sonraki yazıda devam edelim.

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya