İslamcılar soldan nasıl yararlandı?

İslamcılar soldan nasıl yararlandı?

Pazar, 25 Kasım, 2018 - 14:00
Emel Musa
Tunuslu şair ve yazar
Akıllı olmak; insanın dostundan öğrendiğinden çok daha fazlasını rakibinden öğrenmesini gerektirir. Dikkat ettiğimiz gibi bu ifadede –kim olursa olsun herkeste- almakta önemli pozitif bir değer ya da değerler olduğuna yönelik gizli bir itiraf vardır. Çünkü rakibinin sahip olduğu imaj; belirli bir ideolojinin üyelerine, diğer tarafa ya da zıt bir ideolojiye karşı durabilmek için belirli özellik ve yeteneklere sahip olmayı şart koşar.

Bu genel bağlamdan yola çıkarak bu yazıda, ülkelerimizdeki ilerici modernistler ve İslamcı hareketler arasında var olan tarihi ideolojik düşmanlıkta karşılıklı faydacılık konusunda birkaç soru sormak istiyoruz. Diğer bir deyişle şunu sormak istiyoruz: İslamcılar, seçim zamanlarında ve halk kitlelerini cezbetmekte rakiplerinin içinde bulunduğu durumdan ne kadar yararlanabildiler ve onları oyun dışı bırakmakta ne kadar başarılı olabildiler?

Gördüğünüz gibi bu soruda faydalanma özelliğini İslamcılara atfederken bunu ilerlemeci modernistler ile ilgili kullanmaktan bilerek kaçındık. Çünkü içerik olarak İslami ideolojide ilerlemeci kesimi cezbedecek, projelerinden vazgeçmeye yada teşvik edecek bir şey bulunmuyor. Ancak diğer yandan; ilerlemeci güçlerin İslami hareketlerin güç noktasını oluşturan güçlü örgütlenme ve parti içi disiplin özelliklerine ne yazık ki gereken önemi vermemiş ve bunun için gereken çabayı göstermemiş olduğunu da görürüz. Ki bence bu, günümüzde modernistlerin içinde bulunduğu bölünme ve bocalama halinin arkasında yatan en güçlü nedendir.

İlerlemeci modernistlerin İslamcılardan faydalanmamasına rağmen İslamcıların son yıllarda rakiplerinden faydalandıkları görülmektedir. Gösterdikleri bu ideolojik beceri; ekstra puan kazanmalarına  ve modern demokratik söylem içerisinde bazı güçleri ele geçirmelerine yol açmıştır. Bana göre,  bu özel veriye bilhassa dikkat etmeliyiz. Çünkü bu veri; İslamcıların ideolojik savaşları yönetme ve genel düşünce ortamını anlamakta özel bir yeteneğe sahip olduklarını göstermektedir. Ama İslami hareketlerin bu yeteneği; yapısal dokularından değil rakipleri ile arasındaki aynı savaş ve rekabetten gelmektedir. Çünkü her ne kadar bu hareketler, eski ve Selef döneminin değişmezlerini savunsa ve uzun yıllar bu yönde faaliyet gösterse de, günümüzde varlığını korumak için yeni bir ideolojik eylem planına başvurmaktadır.

İslamcıların rakiplerinden faydalandıkları alanları belirlerken birkaç noktanın üzerinde durmamız gerekiyor. Ki bu noktalar bir araya geldiğinde; İslamcıların ilerlemecilerin kendilerine karşı kullandıkları silahları ve temel projeleri olarak gördükleri mesele ve konularda, rakiplerinin üzerinde durduğu halıyı çekmek ve kendi stratejisini ona karşı kullanmak yoluna gittiğini görürüz.

İslamcıların ilerlemecilerden istifade ettikleri ilk düşünce, demokrasi düşüncesidir. Bu düşünce aslında İslami hareketlerin kuruluşundan itibaren söylemlerinde dışladıkları, batılı bir düşünce olarak gördükleri ve İslami bir alternatifi olduğunu savundukları bir düşünceydi.

Ama İslami hareketler geniş halk kitlelerine ulaşmayı başardıklarında demokrasi düşüncesi ile büyük oranda barıştı. İktidara gelmek için önlerinde demokrasi oyununa katılmaktan başka bir seçenekleri olmadığını anladıklarında bir gözleri seçim sandıklarında, demokrasi talep eder ve bunun için ısrar eder oldular. Hatta İslami söylem, demokrasi düşüncesi ile ilgili yeni terimler ve formüller bile ortaya koydu. Bunlardan biri de Tunuslu Nahda Hareketi’nin lideri sayın Raşid Gannuşi’nin kullandığı “Demokratik İslam” ifadesidir.

Yine bu bağlamda; devrim öncesinde parlamentoda faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler’in devrim sonrasında eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek rejiminin düşmesinin ardından iktidara gelmelerini kapsayan Mısır deneyimine de işaret etmeliyiz.

İslamcıların Arap demokratik güçlerden yararlandıkları ikinci nokta ise modernist söylemi ele geçirmek ve İslamlaştırmaya çalışmaları ile temsil edilmektedir. İslami hareketler en başından beri moderniteyi derin bir şekilde inkar ederken bugün artık kabul etmektedir. Ama yine de özellikle bu konuda İslamcıların ikili ve seçici bir şekilde davrandığını, modernite ile çatışmaktan kaçınmaya çalışırken bazı zorluklar ile karşı karşıya kaldığını da belirtmeliyiz. Bu nedenle; İslamcıların modernite karşısındaki tutumunda  mümkün olduğunca görmezden gelme, susma ve uzak durmanın öne çıktığı uygulamalar ağır basmaktadır. Evrensel İnsan Hakları Anlaşması’na göre özgürlük ve haklardan bahsedildiğinde, İslamcıların kasıtlı ve anlamlı bir suskunluğa gömüldükleri, sıkıştıklarında ise kültürel özellik bahanesine sığındıkları görülmektedir. Aynı şekilde modernite söyleminin çoğu zaman gücünün bir bölümünü Erdoğan Türkiye’si modelinden aldığı simgesel güce dayandığına da dikkatleri çekilmelidir.

Elbette İslamcıların modernistlerden yararlandıkları en büyük ve önemli olguyu bu yazının sonuna bıraktık. O da İslam projesinin kalbi ve dayandığı temel dayanak noktası olan kadın konusudur. İslamcı partilerin kadın konusunu ele alma biçimlerinde yaşanan nitelikli dönüşüm kuşkusuz gerçekleştirdikleri en önemli kazanımdır. Öyle ki bu konuda, ideolojik şanlarını kadın haklarını destekleme üzerine kuran modernist güçler ile bir nevi rekabete bile girişmişlerdir. Bu sayede İslamcılar kadın hakları konusunda bir taşla iki kuş vurmuşlardır. Bir yandan seçim sürecinde bir seçmen kitlesi olarak kadınları kazanmayı diğer yandan rakiplerinin kendisine karşı kullandığı açığı kapatmış ve kadınların rolü, hakları ve cinsiyet eşitliği konusunda kendisine yöneltilen gericilik suçlamalarından kurtulmayı başarmışlardır.

Daha önce başörtülü olmayan kadınları üye olarak kabul etmeyen Tunuslu Nahda Hareketi’nin hem başörtülü hem de açık bayanları üyeliğe kabul etmesi, hatta son seçimlerde Suad Abdurrahim’in Nahda Hareketi tarafından başkent Tunus belediye başkanlığına aday gösterilmesi gibi Tunus’un en önemli şehirlerinde belediye başkanlığına açık kadınları aday göstermesi, kadın meselesinden siyasi çıkar elde etme ve bu konudaki tutum değişikliğine gösterebilecek en iyi örnektir.

Buna ek olarak, devrimden sonra siyasi faaliyetlerine döndüğünden beri Nahda Hareketi, medeni kanunda yer alan maddelerinin tamamını kabul ettiğini açıklamış  ve eşitlik, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin kaldırılması tartışmalarına katılmıştır. Nahda Hareketi; kendisine yöneltilen kadınları küçük gördüğü suçlamasından kurtulmak için bunu yapmak zorundaydı.

Şimdi sormamız gereken soru şu: ”Söz konusu rakiplerinden faydalanma siyasetinin şekli ve ideolojik manevralardan ibaret olması halinde İslamcılara bir fayda sağlaması mümkün mü?

Eğer buna cevabımız “evet” ise İslamcılar, bu söylemi gerçekten benimseyen ama partilere etkinlik kazandırabilecek tek şey olan geniş etki gücüne elde etmesini sağlayacak metodlardan yoksun olan ilerici güçlerin içine düştüğü bocalamadan çok daha fazlasını yaşayacak demektir.

diğer görüş makaleler

Editörün Seçimi

Multimedya