İran Türkiye'ye pahalıya mal olacak!

İran Türkiye'ye pahalıya mal olacak!

Perşembe, 22 Kasım, 2018 - 12:15
Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
Şimdiye kadar İran, askeri, güvenlik ve politik genişlemesini Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de güçlü bir şekilde sürdürebildiğine göre, bu genişlemenin ötesine geçmek ve Kuzey Akdeniz kıyısında gelişmiş bir deniz üssüne sahip olmak için çabalaması da gayet doğaldır.

Hatta daha da hassas ve önemli bir “stratejik” bölge olan İskenderun Sancağı'nda bu üssü kurabilme ihtimali vardır.

Türkler bu bölgeyi 1939'da Arapların zayıfladığı bir dönemde işgal ettiler ve ismine de Hatay dediler.

Amerikalıların sert söylemlerine ve bugün iddia ettikleri her şeye rağmen ABD yaptırımlarının ikinci kısmına İran’ın dayanabilme gücü vardır.

Niçin mi?

Çünkü İran, önceden çöreklendiği birçok Arap ülkesinde hala yayılmacılığını sürdürmekte, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan müttefikleri hala İran’a destek olmaya ve onu savunmaya devam etmektedir.

Hatta bunların bir kısmı İran’ı askeri gücüyle dahi savunmaya hazırdır ve gerekirse uluslararası olarak yasaklanmış ölümcül silahlarla bile İran’ı destekleyebilirler!

Sözgelimi Rusya, en başta Vladimir Putin olmak üzere üst düzey yetkilileri, İran'ı stratejik bir müttefik olarak desteklediklerini vurguladılar.

Tüm AB ülkeleri çekingen bir tavırla benzer bir tutum sergilediler. Türkiye'nin de benzer bir tutum sergilemesi gerçekten şaşırtıcıdır; zira İran’ın yayılmacı tavrını ve bölgesel hırslarını en iyi onların bilmesi gerekir.

Türkiye'nin gerek Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde gerekse 1979 devriminin ardından İran rejiminin yapıp ettiklerini –hatta Safevi dönemine kadar gidilebilir- hesaba katarak tavır alması beklenirdi.

Ayrıca şunu da bilmek gerekir ki İran, Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ve Yemen’deki mevcut genişlemesiyle yetinmeyecektir. ABD'nin tehdit ve uyarılarına rağmen Kuzey Akdeniz kıyılarında, silahlı varlığa ve deniz üssüne sahip olmak istemektedir.

Elbette, İran, Arap ülkelerindeki bu genişlemeci işgale sahip olduğu sürece, petrolünü açıklanan bu miktarlarda satabildiği sürece, Rusya, Türkiye ve belki de bazı AB ülkeleri ve hatta bazı Asya ülkeleri aracılığıyla petrolünü sınırsız bir şekilde ihraç edebildiği sürece ABD'nin yaptırımlarının ikinci kısmı da başarısız olacak ve İran bu bölge içinde ve ötesinde kendisini büyük bir güç olarak kabul ettirecektir.

Bu öngörüme kuşku ile yaklaşan herkes, sadece Ortadoğu'da değil, tüm dünyadaki uzak ve yakın tarihi süreci gözden geçirmelidir.

Amerikalılar, Saddam Hüseyin rejimini askeri güç kullanılarak ortadan kaldırmamış olsalardı, Saddam'ın şimdiye kadar hayatta kalabileceğini idrak etmelidir. Bu durum, dünya çapında birçok baskıcı rejim için de geçerlidir. Ve elbette ki Molla rejimi için de geçerlidir ve şu an bu rejimin içinde bulunduğu şartlar Saddam'ın içinde bulunduğu şartlardan çok daha iyidir. Dolayısıyla Tahran'ın ABD'nin ekonomik ve finansal yaptırımlarına karşı koyabilme gücü vardır. Yukarıda bahsi geçen bu Arap ülkelerindeki tüm bu İran işgalleri devam ettiği sürece, savunma siperlerinden saldırı alanlarına doğru hareket etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Ayrıca Amerikalıların, İran'ın merkezi bir konum aldığı bu bölgeye çarpık bakış açılarını değiştirmeleri gerekir. Zira bu bölge hem onlar hem de başkaları için son derece önemli bir bölgedir. Bu nedenle, yaptırımların İranlıları sınırlı da olsa etkileyebileceğini, ancak Mollaların bunu atlatabileceklerini bilmeleri gerekir.

Zira ABD dışında bu tehdidin farkında olan yok gibi. Aslında İran tehlikesi sadece ABD'yi tehdit etmiyor, bilakis tüm Batı ve Dünya için hayati ve stratejik bir öneme sahip bu bölgenin tamamını tehdit etmekte!

ABD’nin şu ana kadar bu rejimin devrilmesi konusunu konuşmaması, İran muhalefetinden Halkın Mücahitleri Örgütü’nü hiçbir şekilde ciddiye almaması ve isyancı ulusal azınlıklara hiç işaret etmemesi gerçekten ilginçtir!

Washington sanki bu rejimin içeriden revize edilmesinin mümkün olduğuna mı inanıyor!?

Görünen o ki ABD, Hatemi ile Hamaney arasında bir fark olduğuna ve Hasan Ruhani’nin şu anki tutumundan farklı tutumlara doğru yelken açabileceğine inanıyor!

Amerikalıların görmezden geldiği veya anlamamakta ısrar ettiği bir başka mesele de, İran'ın şu anda Irak sınırlarına dayanmış bulunan ve Akdeniz kıyılarına bağlanacak ve Suriye'nin Lazkiye kenti yakınlarından geçecek olan bir demiryolu hattını inşa etmeye başlamasıdır. Bu demiryolu hattının inşası tamamlandığında İskenderun-Hatay bölgesiyle doğrudan bir temas hattı açılmış olacaktır.

Şimdi İran rejimi, Beşşar Esed'in “Faydalı Suriye” olarak ilan ettiği bölgeyi askeri ve güvenlik olarak kontrol ediyor. Fırat'ın doğusunda, Ebu Kemal ve Deyr-i Zor bölgelerinde de İran askeri varlığı mevcut.

Bu durum, Irak topraklarında böyle bir varlığın uzantısının oluşturulacağı anlamına gelmekte.

İranlıların Akdeniz'e gelişi ve orada bir askeri üs kurmaları ve bu üssün İskenderun bölgesine bir taş atma mesafesinde olacak olması garipsenmemelidir, zira ABD'nin tüm bu gevşek tutumları bu olanlara yol açmakta, her şey oldu bittiye gelmektedir.

Belki de tüm bu gelişmeleri daha tehlikeli ve trajik hale getiren husus, Türkiye'nin kendisine yönelmiş bulunan tüm bu İran tehdidini görmesine rağmen bindiği dalı kesiyor olmasıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğer İranlıların Akdeniz'in kuzeyine gelmelerinin ne anlama geldiğini idrak edemezse, İskenderun-Hatay bölgesi Türk devletinin bir parçası olmaktan çıkacak demektir. Bu bölge halkının ve tüm büyükşehirlerinin Nusayri çoğunluğa sahip olduğu bilinmektedir. Lazkiye bölgesinde de önemli bir nüfus yoğunluğuna sahip Aleviler, Cebele, tartus, Baniyas bölgelerinde ve hatta Humus ve Hama'nın eteklerine kadar uzanan bir bölgede etkin konumdalar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bütün bunları biliyor olması gerekir!

Yine Erdoğan'ın çok iyi idrak etmesi gereken bir mesele de şayet İran Akdeniz’in kuzeybatı kıyılarına ulaşırsa, Suriye ve Sovyet istihbaratı tarafından Türk topraklarının büyük bir bölümünde kendi arzu ettikleri devleti oluşturmaları için kurulmuş olan PKK’ya yardım edecektir, zira bunda çıkarı vardır.

Bu durumda ise Türkiye artık o eski gücüne kavuşamayacaktır.

Hele bir de Kürtler istediklerini alabilirlerse, başka etnik gruplar da onları takip edecek demektir.

Türk Cumhurbaşkanı bunları iyi idrak etmeli ve ona göre bir tutum takınmalıdır.

Osmanlı-Safevi döneminden bu yana İranlılar ile Türkler arasında kadim bir husumet vardır ve Mollalar bu tarihi hesaplaşmanın peşindeler.

İran’ın Irak’ta yaptıkları ortadadır.

Suriye’de nasıl mezhep eksenli bir rejim oluşturmak istediği ayan beyan ortadadır.

İran'ın bu hırslarını dizginleyebilecek olan Araplar, birçok bölgesel ve iç meseleyle meşgul durumdalar.

"Laik" kulvardan “Müslüman Kardeşler” (İhvan) kulvarına geçmiş gibi duran Erdoğan, İranlıların "takiyye" yapabildiklerini bilmesi gerekir.

Yani söyledikleri şeylerin tam zıddını yaparlar.

Onların genişlemeci özlemleri, Türkiye’yi hedef haline getirmektedir. Bu da, kurmaya çalıştıkları mezhep eksenli bir devlet için İskenderun bölgesine el koyacakları anlamına gelmektedir.

Evet, işte Beşşar Esed bunu “Faydalı Suriye” olarak isimlendirmişti!

DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya